Temelelektronik.info

önemli bilgi



Hallac-ı Mansur / Halden Anlayanın Bir Gülü Yeter


Yaşadığı dönemde Cüneydi Bağdadi gibi büyük bir tasavvuf üstadının çağdaşı olmasına rağmen Hallacı Mansur'u tasavvuf tarihinin en çok konuşulan, en çok yazılıp çizilen şahsiyetlerinden biri olmasının sebebi neydi?



O Hallac Mansur ki Necip Fazılı'ın deyimiyle "aşk ve muhabette bir eşi daha yoktu". Can kafesinde saklamaya muaffak olmadığı sırrı için nihayetinde başını da vermekten çekinmemişti.



Hallac Mansur 858 yılında İran'ın Tur kentinde doğdu. Babasının şaman olduğu söylenir. Buna rağmen Allah vergisi bir tahsil aşkıyla daha çocuk yaşta ilim öğrenmeye başladı. Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra hac maksadıyla Mekke'ye gitti. Dönüşünde tasavvufta derinleşmek için Cüneydi Bağdadi'nin sohbetinde bulundu. Ancak zamanın büyük mürşidi, sahip olduğu Hak sırlarını herkese anlatmaması için onu devamlı uyardıysa da Mansur sözünde duramadı. Bu yüzden araları açıldı. İçindeki ateşle kabına sığamayan Mansur İslamı yaymak ve Hak sırlarını Allah'ın kullarıyla paylaşmak için Hindistan ve Orta Asya'ya uzun seyahetler yaptı. Türkistan'da Ahmet Yesevi ile patlama yapan tasavvufun köklerinde Hallac Mansur'un bıraktığı bu derin ayak izlerini aramak gerekir.



Halifelik merkezi Bağdad'a dönünce gerek hal ve hareketleri ve gerekse söylemleri zamanın dini otoritesi ile ters düştü. Özellikle "Enel Hak "söylemi bahane edilerek uzun muhakemelerden sonra zindana atıldı. Hapiste tam 11 yıl kalan Hallacı Mansur, kendisine yapılan bütün baskılara rağmen düşüncelerini değiştirmeyince idama mahküm edildi. Miladi 922 yılında çekildiği darağacında yaşananlar elem verici olduğu kadar Hak aşıkları için en müstesna bir aşk destanıdır :



" Bugün yerin ve göğün cümle aşıklarının matem günüydü. Çünkü Mansur darağacına çıkarılmıştı. Sanki bülbül güle küsmüş, pervane muma yaklaşmaz olmuş, Mecnunlar Leylalarını unutmuştu. Çöllere tatlı bir akşam serinliği veren günbatımı yelleri bile esmez olmuş, her yer sonu gelmez hüzünlü akşamlara hazırlanır olmuştu.

Yere göğe sığmayan bu hüzün, ellerinde sıktıkları taşları Mansur'a atmak için yerinde duramayan kalabalığı hiç etkilemedi. Nitekim hepsi birden, sanki birisinden işaret almış gibi taş atmaya başladılar.



Taş yağmuru altındaki Mansur'un hali müthiş.. Yüzüne, başına, gözüne çarpan taşlara aldırmıyor. Çehresinde can alıcı bir gülümseme.. Sadece tebessüm etmekle yetiniyor. Birden hiç kimsenin beklemediği birşey oldu. Kalabalıktan birisi öne fırlayıp, elindeki gülü Hallacı Mansur'a fırlattı. Herkes taş kesilmiş gibi yerinde kalakalırken hazretin yüzündeki tebessüm kayboldu ve derinden bir ah etti.

Neden sonra halkın arasından çıkan bir yetkili darağacına doğru yürüdü. Mansur'un önüne gelince kan içindeki yüzüne bakmaktan utanıyormuş gibi gözlerini kaçırarak sordu:

- Söyle ya Mansur! Demin o kadar taş attılar sen tebessüm ettin. Dervişin biri geldi sana gül attı ah ettin. Nedir bunu hikmeti?

Hallacı Mansur'un yüzündeki acı kaybolmadı. Yine derinden bir ah çekerek:

- Taş atanlar beni bilmiyorlar, tanımıyorlar. Onun için halden anlamadılar. Halden anlayanın attığı bir gül bile beni incitti. Bu yüzden ah ettim, dedi.

Çünkü yıllar önce Cüneydi Bağdadi hazretleri Hak sırlarını faş etmemesi için onu uyarırken çok yakın bir arkadaşı da şöyle demişti:

- Kardeşim, sen bu kafayla gidersen bir gün gelir darağacına çıkarırlar. Sonra söylemedi deme.

Mansur gülerek arkadaşına bakmış şaka yollu sitem etmişti:

- O gün bana taş atanların arasında sen de olursun.

- Ben sana taş atmaya kıyamam Mansur, demişti arkadaşı,

- Önüne kadar gelir, bir gonca gül atarım.

......................