Temelelektronik.info

önemli bilgi



jupiter' e ayak basarsak ne olur?


jupiterin yuzeyine ayak basarsak ne olur?

hepimizin malumu olduğu üzere jupiter bir gaz devi. yani gazdan bir gezegen. yani üzerinde koşup zıplayabileceğiniz katı bir yüzeye sahip değil. dolayısıyla gazdan bir gezegene bir astronot ayak basarsa ne olur sorusu uzun zamandır aklımın bir köşesindeydi. bu sabah biraz araştırma yaptım ve amme hizmeti olsun diye de siz romalıların beğenisine sunuyorum. *

öncelikle atmosferden başlayalım. çok büyük bir kısmı hidrojen. oksijen yok. dolayısıyla bize oksijen sağlayacak bir uzay giysisine ihtiyacımız olacak. ayrıca belirtmekte fayda var, jupiterin atmosferinde aynı dünyanınkine benzer bir şekilde bir üst limit yok. yani atmosferin üst tabakalarındaki gazlar gittikçe inceliyor ve en sonunda "gezegenler arası boşluk"la ayırt edilemez bir halde ihmal edilebilir bir seviyeye kadar düşüyor gaz yoğunluğu. bu arada meraklısı için "gezegenler arası boşluk" ile "boşluk" yani true vacuum farklı şeyler. meraklısı için

https://en.wikipedia.org/…i/vacuum#electromagnetism

https://en.wikipedia.org/…iki/interplanetary_medium

neyse devam edelim. bize oksijen sağlayacak bir uzay giysimiz olduğunu farzedelim ve bir uzay aracı bizi jupiterin görünür atmosferinin dışından jupiter yüzeyine doğru bıraksın. jupiterin yüzeyinden 300,000 km uzağındayken bile hemen ölürüz, çünkü radyasyon had safhada. demek ki bir de radyasyon geçirmez bir süper-giysiye ihtiyacımız var. hadi o da var diyelim. bu durumda jupiterin inanılmaz büyük kütlesinin çekimine maruz kalırız ve daha atmosferin en üst katmanlarındayken bile 2.6g yerçekimi ivmesini yeriz. bu durumda ne mi olur? hani dünya atmosferine giren meteorlar aniden yanıp parıldıyor ya, işte ondan oluruz. hadi süper-giysimiz bunu da halletti diyelim.

artık jupiterin atmosferinde orta katmanlara geldik. burada atmosfer biraz daha kalın ve etkili ivme dünyadakiyle hemen hemen aynı (1g). atmosferin biraz daha kalın olması sebebiyle terminal hızımız kabul edilebilir seviyede. gerçi kabul edilebilir dediğime bakmayın, gene de saatte 3200 km hızla jupiterin yüzeyine doğru düşüyoruz. bununla birlikte bu hız, bizi sürtünmeden dolayı oluşacak ısınmayla yakacak kadar yüksek değil.

madem radyasyon geçirmeyen bir süper-giysimiz var, neden bir de süper paraşütümüz olmasın? ve bu paraşüt bizi saatte 360 km gibi yavaş bir hızla yüzeye doğru indirsin. gitgide atmosferin alt katmanlarına doğru yaklaşıyoruz ve artık aşağılarda bulutlar görünmeye başladı. ayrıca bu yüksekliklerde sıcaklık da 0 c civarı yani gayet rahat sayılırız. bu rahatlıkla gitgide yaklaşan bulutları inceliyoruz ve o da ne bulutlar aynı dünyadaki gibi görünüyor, sadece birazcık kahverengi. çünkü bu bulutlar amonyum hidrosülfit ve amonyum sülfitten yapılma. artık basınç 2g (dünyanın atmosferik basıncının 2 katı) civarı ve iç kulağınız ve sinüsleriniz biraz zorlanarak da olsa bu basıncı bir şekilde iç basıncınızla dengelemeyi başarıyor.

yaklaşık 10 dakika sonra, jupiterin yüzeyine doğru düşmeye devam ettikçe 4g basınç seviyesine ulaşıyoruz (dünyanın atmosferik basıncının 4 katı). bu basınç suyun yaklaşık 30 m altında yediğimiz basınçla aşağı yukarı eşdeğer. bu noktada bir başka sorunumuz da sıcaklık. artık -40 c civarındayız. ama ne kadar şanslıyız ki bir süper-giysimiz var ve bizi bir şekilde ısıtmayı başarıyor. dışarıdaki sıcaklık bu kadar düşük olunca, içinden geçtiğimiz bulutlar bile donmuş. buzul bulutların arasından ışık da çok az miktarda geçiyor. dolayısıyla etraf baya karanlık. ayrıca saatte yaklaşık 720 km hızla esen rüzgarda cabası. işler biraz zorlaşmaya başladı.

ama süper-giysimiz sayesinde bir 15 dakika daha bütün bu zorluklara dayanıyoruz ve düşmeye devam ediyoruz. artık basınç 10g. bu arada bu zamana kadar süper-giysimizin bize sağladığı hava karışımı da değişmek zorunda, çünkü bu kadar ağır basınç altında yanlış oranlardaki oksijen - azot karışımları kesinlikle zehirleyici. neyse ki sihirli süper-giysimiz bize her türlü basınç altında gereken oksijen-azot karışımını yeterli ölçüde veriyor. ayrıca dışarıdaki sıcaklık da ılık bir bahar günü gibi 23 c civarında.

bir 25 dakika sonra artık zorlanmaya başlıyoruz. bu seviyede ışık hiçbir şekilde size ulaşmıyor ve artık mutlak karanlıktayız ayrıca sıcaklık da 100 c civarı ve hızla artmaya devam ediyor.

birkaç dakika sonra sıcaklık 200 c ye çıkıyor. paraşütümüz parçalanıyor ve süper-giysimiz de artık limitlerinde. ama düşmeye devam ediyoruz. basınç ve buna bağlı olarak yoğunluk çılgınca artıyor.

bu basınçta atmosfer de artık gaz halinden akışkan hale geçmiş durumda. yani sıvısal özellikler gösteriyor. yani suya batıyor gibi yavaş bir şekilde düşmeye (batmaya) devam ediyoruz. atmosferik basınç artık 1000g'nin üzerinde. bu basınçta süper giysimiz basınca dayanıklı olduğu için bütünlüğünü koruyor ama vücudumuz o kadar şanslı değil. ölüyoruz. bu seviyedeki basınç, vücudumuzun katısal bütünlüğünü bozuyor ve artık sıvı şeklinde bir yapıdayız. sıvılar (neredeyse) sıkıştırılamaz olduğu için süper-giysimiz ve içinde sıvı haldeki vücudumuz "batmaya" devam ediyor.

artık jupiterin yüzeyinin içine düşmüş durumdayız. basınç 10000g'nin üzerinde. sıcaklık 5000 c civarı. süper-giysimiz ve ölü-sıvı bedenimiz batmaya devam ediyor...

ta ki 2,000,000g civarı bir basıncın olduğu derinliğe kadar jupiterin içine doğru batmaya devam ediyoruz. burada artık duruyoruz, çünkü yoğunluk artık 1000 kg/m3 ya da 1g/cm3'e ulaşmış durumda. yani neredeyse suyun yoğunluğu ve bizim de ölü-sıvı bedenimiz hemen hemen bu yoğunlukta. dolayısıyla bu seviyede kalıyoruz. ölü-sıvı bedenimiz big-cruncha kadar jupiterin derinliklerinde yüzmeye devam edecek...