Temelelektronik.info

Bilgiler > Edward Raczynski Seyahat Günlüğü alıntıları



Edward Raczynski Seyahat Günlüğü alıntıları

Odesa'da karantina mevzuatı Avrupa limanlarındakinden çok daha sıkı tatbik ediliyor. 1812 ve 1813 yıllarında baş gösteren veba salgınında 2632 kişi hayatını kabetmişti. Bir aktris için bir Rus subayının İstanbul'dan getirip gizlice karantinadan geçirdiği bir şal, hastalığın yayılmasına sebebiyet vermiş, zavallı kadın da hastalığın ilk kurbanı olmuştu.

Şimdi Tatarların bulunduğu Kırım yarımadasında, 1812 yılında veba salgını baş göstermişti. Buradaki koyu Müslümanlar, hastalığa karşı tedbir alırlarsa "Kur'an'ın hükümlerine" aykırı hareket ettiklerine inanıyorlardı. Dük de Rcihelieu, müftülerini elde etmesini bilmişti. Artık Tatrlar, bundan böyle kendilerine verilen emirlere uymaya başlamışlardı. 

Sarydaki kadınların sayısı, önceden de söylediğim gibi birkaç yüzü bulur. Mevkilerini muhafaza etmek ya da daha yüksek makamlara konmak için Saray erkanı, paşalar ve devletin ileri gelenleritahta yeni çıkan bir padişah'a güzel cariyeleri hediye olarak sunalarlar. Padişahın Herminde kim önce bir oğlan çocuğu dünyay getirise, ona "Haseki Sultan" adı verilir. Bu Avrupalıların deyimiyle "Gözde Sultan" anlamına gelir. 

Kulenin biraz ötesinde, Süleymaniy'nin tam karşısında, afyon alınıp verilen bir sıra ahşap baraka vardır. Türkler uyuşturucu maddeleri, avrupa'da sanıldığı kadar herkesin gözü önünden kullanmışyor. Kullananlar da burada ayıplanıyor. Halk dilinde kendisini uyuşturucu maddeye alıştıranlara "Tiryaki" deniyor. 

Hz. İsa burcu denilen Ceveizlillerin yaptığı 140 feet yüksekliğindeki kule, Galata'nın ortasındaki bir tepe üzerindendir.
İstanbul'da yıllarca oturan yabancılar bile tehlike karşısında kayıtsız kalamıyorlardı. Oysa Türkler, kaza ve kadre inandıklarından böyle bir tehlike karşısında telaşa kapılmayarak işlerine devam ediyorlardı. Bu kötü hastalığa aldırmayan müslümanları, sonu ölümle biten felaketler bekliyor. Hükümet de hastalığa karşı önleyici tedbirler almıyor. 
Bulaşıcı hastalığın çıktığı Avrupa şehirlerinde polis, ölenin geride bıraktığı eşyalarının ve elbiselerinin derhal yakılmasını sağlar. Türkler ise, bunları hiç düşünmeden alarak havalandırmaksızın kullanıyorlar. Bu tedbirsizlik bulaşıcı hastalığın yayılmasına sebep oluyor. 
Türk hükumeti salgın hastalığa karşı önceliyici tedbir almaksızın bu duruma seyirci kalıyor. Divan'ın bu şekilde davranması, herhalde Müslümanların islamiyetin esas dogması olarak kabul ettiklerin Kur'an'ın şu ayetinden ileri geliyor. "Ben Allah'a , meleklerine, kitapbına, peygamberlerine, hayra ve şerre inanıyorum."

Ulema Kur'an'daki böyle bir ayetin yanlış tefsir edildiğini ve yukarıda olduğu gibi herhangi bir şeye körü körüne inanarak hayatlarından olan insanlara acıyor. 

Bilgin Mouradgea d'Ohsson, bu konuda Muaviye'nin ölümünden sonra yerine geçen Halife ömere ait bir misal veriyor: hz.. Ömer, hicretin sekizinci yılında ordusunun başında Suriye seferine çıkmıştır. Fakat yolda, Suriye'de veba salgını olduğunu duyunca derhal seferden vazgeçerek ordusuyla birlikte Mediye'ye dlöndü. Buna benzer bir misali 2. Bayezid'de de görüyoruz. Sultan 1492'de ordusuyla birlikte Arnavutluk seferinden İstanbul'a dönüyordu. İstanbulda halkın bir kısmını alıp götüren veba salgınını öğrenince, kendisini ve ordusunu tehlikeden korumak için dehal yön değiştirerek Edirne'ye hareket etti ve İstanbul'da hastalık tamamen geçinceye kadar orda kaldı.


sonraki bilgi:      Rüstem Paşa, namaz kıldırması için bir imam tutmak ister

önceki bilgi:       Hz. Ömer hicri 17 senesi başlarında üçüncü defa Suriye'ye gidişinde, burada vebanın şiddetini öğrenip geri dönmüş

 
 

Bu sayfaya 5  defa bakıldı


Bu internet sitesi kar amacı gütmemektedir. Bu içeriğin siteden kaldırılmasını istiyorsanız alttaki butonu kullanarak içeriğin kaldırılması için istekte bulunabilirsiniz.