Bilgiler > Tournefort Seyahatnamesi'nden alıntılar
Tournefort Seyahatnamesi'nden alıntılar
1. 1546'da Ege adaları na uğrayan Pierre Belon du Mans buna şöyle tanıklık eder: "Akdeniz' de bulunan ve Yunanca konuşulan tüm Yunan adalarında, ahalinin Türk iktidarı altında en azından hayatları güvendedir, keyif lerine bakarlar ve kaleleri savunma kaygısı duyrnazlar, çünkü Türkler onları bu zahmetten kurtarmıştır. Kentte olduğu kadar kırda da yaşamayı sevmelerinin nedeni budur. [ ... ] Adalı bir ihtiyar, memleketin hiç bu kadar iyi ekili, dikili, bu kadar zengin olmadığını ve nüfusun hiç şimdiki kadar artmadığını söylüyordu. Bunu uzun süredir hiç hırpalanmadan, barış içinde yaşarnalarına bağlamak gerekiyor."
2. Konstantinopolis'te Latin papazlarının ayin taçları yerine Türk sarığı görmeyi yeğlediğini söyleyen son Bizans büyük logothetes'i Notaras'ın önerilerini uygulamaktan hiç geri kalmayan Türkler, her iki kilisenin de var olduğu yerlerde Katolik Kilisesi'ne karşı hep Rum Ortodoks Kilisesini destekleme eğilimindeydiler.
3. Adaların şu özdeyişi o yıllardan kalmadır: "Venedikliye yem olacağına, Türkler tarafından katiedilmek evladır." Türk donanması nihayet yeniden Ege denizine açılarak son Girit seferine giderken, Venedikliler önce ormanları, zeytinlikleri yakarken ve tüm hayvan sürülerini de yükleyip götürdükten sonra adalardan çekilirken, geride yerlerine korsan gemilerini bırakacaklardır. Bu korsanların bazıları Livornolu veya Korsikalı olmakla birlikte, çoğu Fransız'dır. Demek ki korsanlığın adalara yerleşmesi, sadece Türk savaşçılar arasında iki yüz elli binden fazla can alan Girit savaşının sonundaki o en sıcak günlere dayanır.
4. Türklerin yaşadığı bir ülkeyle ilgili anlatacak ne bulabilir ki? Neredeyse tüm yaşamları aylaklık içinde geçer: Pilav yemek, su, tütün, kahve içmek, işte Müslümanların yaşamı. İçlerinde en hünerli olanlar ki sayıları fazla değildir Kuran okumakla, bu kitabın tefsirlerini karıştırmakla, imparatorluk salnamelerinin sayfalarını karıştırmalda uğraşır:
5. Kaptanıderya Yusuf Paşa seksen parça gemi ve bir o kadar kadırgayla kenti on günde aldı. İstanbul'a döndüğünde de mallarına el koymak isteyen Sultan İbrahim tarafından boğduruldu. Ne var ki, Yusuftan çok büyük hazineler çıkmasına olanak yoktu.
6. Uyuzla cebelleşen bu zavallı insanlar bize üstleri çiçek ve meyve yüklü birkaç portakal dalı hediye ettiler. Biz de onlara kükürtle tedavi olmayı öğrettik.
7. Bay Chardin, imparatorluğun hazinedarbaşısının kuşatmanın son üç yılında Kandiye'de yapılmış olağanüstü masraflara ilişkin Divan'a sunduğu raporda, Türk olmayı kabullenen Hıristiyan asker kaçaklarına, kahramanlık gösteren askerlere ve her birine birer altın verilen Hıristiyan kellesi getirenlere dağıtılan ödüllerin toplam 7oo.ooo ekü tuttuğunu belirttiğini, kesin bir dille ifade ediyor.
8. Strabon, Thera adasını betimlerken bunun kanıtını verir; burası Strabon'un dediğine göre Dia adasıdır ve bu ada da yine aynı yazara göre Knossoslular denizinde bir liman olan Herakleion'un tam karşısındadır. Kandiye adı da buradan gelmektedir.
9. İstanbul'dan gelen ticaret gemileri, Türklerin esirlerini kaçırma suçlamasından kurtulabilmek için, Asya istihkamları yakınında üç gün beklerler; ne var ki, Türklerin yaptığı aramaya karşın, bu zavallılar çok iyi saklandıklarından, her gün birkaç esir kurtulmayı başarır; hangi ulustan olurlarsa olsunlar, savaş gemileri ancak Babıali'nin vereceği bir emirle Türklerin bu ziyaretinden kurtulabilirler; aslında bu ziyaretin bir aramadan çok, bir tören olduğu da bir gerçektir.
10. Konstantinopolis'i Roma'ya benzetmek niyetinde olan Constantinus tepeler üzerinde ve bundan daha yüksek bir kent bulamazdı.
11. Talan yapmak niyetinde olan askerler ya da yataklarında tütün içen Türkler burada bazen yangın çıkarıyorlardı; canlarını kurtarıp yalnızca evlerinden olanlar hemen teselli oluyorlardı, çünkü ev çok ucuza yapılabiliyordu ve Karadeniz kıyıları gerektiğinde her yıl bütün İstanbul'un yeniden inşa edilebilmesine olanak verecek kadar kereste sağlayabilecek yetenekteydi;
12. Son yıllarda yabancı tüccarlar, Galata'da kesme taştan, birbirine yapışık olmayan ve yalnızca çok gerekli olan pencerelerden ışık alan, pencere kanatları ve kapıları sacla kaplanmış çok sağlam dükkanlar yapma akıllılığını gösterdiler.
13. Gerçekten de Türkler yaşamayı hak etmiyor: Hastalığı önlemek ya da hastalıkla mücadele etmek için hiçbir önlem almadan her gün bu acımasız hastalıktan beş ya da altı yüz kişinin ölmesine kılları kıpırdamadan seyirci kalırlar ve ancak günde yaklaşık bin iki yüz kişi ölmeye başlayınca harekete geçerler; vebalı hastaların eşyaları başka bir hastalıktan ya da aniden ölenlerinki kadar kolay satılır.
14. Buna karşılık yabancılar, leventlerin saldırılarından korunmak için yeniçeri muhafızlarla dolaşmaya başladılar.
15. İstanbul'un sokak kaldırımları çok kötü, hatta bazı yerlerde bile yok;
16. sokaklarda Türk kadınlara az rastlanı yor; onlar dünyanın geri kalan bölümünde olup bitenlerle ilgilenmeden evlerinde oturuyorlar; kentten uzakta olan bazı paşaların eşleri hariç:
17. Kocalar, karılarının dışarı çıkma bahanelerini ellerinden almak için, kadınlar için cennetin olmadığına ya da olsa bile en azından cennete gidebilmek için evlerinden çıkmalarına gerek olmadığına inandırmışlar onları. Kadınları gönül hoşluğuyla evlerinde tutabilmek için evlerine hamamlar yaptırmışlar ve onları kahveyle oyalıyorlar; ne var ki, bu önlem çoğunlukla işe yaramıyor: Satılık giysiler ve mücevherler getiren esir kadın kılığında yakışıklı delikanlılar evlere sokuluyor.
18. Karadeniz kıyısında bulunan, Cenevizlilerin elindeki Amasra'yı alan ll. Mehmed buradaki halkın hemen hemen tamamını İstanbul'a getirtti (ı46o); 1514'te İran'daki Tebriz'i ele geçiren Selim buradaki bütün işçileri İstanbul'a getirdi; Barbaros ele geçirdiği adaların insanlarını çoğunlukla İstanbul'a gönderdi (örneğin 1537'de, Korfu'da ele geçirdiği on altı bin tutsak); son Macaristan savaşlarında her iki cinsten kim bilir kaç kişi İstanbul'a getirildi!
19. Oysa Padişahın bütün karılarının sandukalannda şamdan vardı. Bu imparatorun yüz yirmi çocuğunun (tahta geçen padişahın buyruğuyla bir günde hepsi boğdurulmuştu) kavuklarını taşıyan sapanın çevresine sarılmış sank bezlerini bize gösterdiler.
20. Sıradan bir caminin bakımı için çok az şey gerekir; ne var ki, selatin camilerine gelince, bunlar dinsel açıdan bile ancak imparatorluğun düşmaniarına karşı yapılan büyük fetihlerden sonra yaptırılabilir ve bu fetihlerin söz konusu yapıların ve vakıflarının çok aşırı giderlerini karşılayabilecek düzeyde olması gerekir: İşte bu nedenden ötürü Sultan II. Ahmed, ne kentler ne de kaleler almadan bu kadar masraflı bir binanın yapımına girişmemek gerektiğini boş yere söyleyen din bilginlerinin düşüncelerinin tersine, yeni bir camii yaptırdı ve din bilginleri bu camiye İmansızın Mabedi adını verdi.
21. İmparatorluğun diğer kentlerinde, camiierin bakımında kullanılmak üzere her evin bulunduğu yerin ödemekle yükümlü olduğu bir yıllık vergiyi bütün evler öder.
22. Eyüp camisi, bütün kenti onartan ve birçok okul yaptıran Il. Mehmed tarafından yaptırılmış olmasına karşın, bir selatin camisi sayılmaz. Bu tek kubbeli cami, yalnızca tahta çıkan padişahın taç giyme töreninin burada yapılmasıyla ünlüdür; söz konusu tören uzun sürmez; ortada ne taç, ne de başka imparatorluk süsleri vardır. Padişah merrner bir kürsüye çıkar, şeyhillislam burada ona bir kılıç kuşatır; kılıç kuşatmanın nedeni, bu kılıcın onu dünyanın efendisi yaptığına ve bu kılıcı taşıdığı sürece diğer kralların onun altında yer aldığına inanılmasıdır:
***