Temelelektronik.info

Bilgiler > İstanbul'un işgali



İstanbul'un işgali



yenile
trump'ın rte ile fotoğrafını paylaşması 35
köpeksiz sokaklar istiyoruz 64
erkeğin aldatması ile kadının aldatmasının farkı 47
türkiye'de en çok ihlal edilen trafik kuralı 13
varlığının tiryakisi yokluğunun delisiyim 2
suriyeli sığınmacılar 4
limon suyu ve sarımsak ittifakı
tek kolon oynayarak 37 trilyon bulmak 112
spider-man homecoming 26
7 temmuz 2017 hamburg olayları 15
idris güllüce
beşiktaş 6
oryantalin kitabını yazan arap kızı 2
laura harrier 2
ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim
philips
fenerbahçe 7
bu senin eserindir ey suriyeli düşmanı 193
mikrodalga fırında yapılabilecek atraksiyonlar
yolda tek başına yürüyen kadına korna çalmak 8
ahmet hakan 13
genius manasındaki de nasıl yazılacak sorunsalı 2
twilight
diego da silva costa 109
122
annelerin bildiği yabancı artistler 9
sabire meltem banko 28
sevgilinin evinde bırakılan pijama 2
come to beşiktaş 47
donald trump 4
para üzerinde atatürk resmi görmek istemiyoruz 76
3 idiots
aleviler yüzünden oğluma özgürce isim koyamıyorum 62
çok afedersin dedikten sonra küfür etmeyen insan 9
wesley sneijder 15
ekşisözlük takipçi sayısının düşmesi 4
büyük ikramiye kuponunun oynandığı dakika 24
duru'ya nefes oluyoruz kampanyası 4
kaybolunca kafayı yedirten şeyler 33
çocukken okunmuş unutulmaz kitaplar 186
sanat tarihi okudukta ne oldu
selçuk inan 11
73 61 62 69 72 65 20 6d 65 6c 74 65 6d 20 62 61 33
9 temmuz 2017 istanbul maltepe adalet mitingi 12
adalet yürüyüşü 4
cumali ceber 23
nessun dorma
better call saul
368. dönem askere gidecek sözlük yazarları 3
çiya
çaykur didi
counter-strike global offensive 8
6 temmuz marmara üniversitesi doktora sonuçları 3
cumartesi çalışmak
yazarların gerektiğinden çok önemsedikleri şeyler 4
mümkün olsa yazarlar hangi ünlüyle çıkmak isterdi
sarma sigara içen kız 4
fenerbahçe doğuş
suits
bazarovunfedaisi
adalet yürüyüşünden haberi olmayan insan
çaykur rizespor
mavi önlük giymiş efsanevi nesil 33
oscar wilde
kılıçdaroğlu'nun bira içerken çekilmiş fotoğrafı 11
kumru
şu anda çalan şarkı 34
erteleme hastalığı 2
türk eğitim vakfı 2
marcel kittel
viktor griskov
evde temizlik yapılan günler 5
ekşi sözlük uygulaması
şu anda çalan türkü
kusura bakmayın deyip salona pislemek
kanatsız kuşlar 2
türk halkının mutsuz olması 9
hacı ne yaptın sen
kapitalizm
hayattaki küçük mutluluklar
dergahta tarikat üyelerinden gülüm benim coşması 39
hayattan bugüne kadar öğrenilen en önemli şey 2
bilgisayarlı tomografi
osman karacan
google translate 2
acı yemekten zevk alan kişi 5
türkiye'ye 5 milyon japon mülteci yerleştirmek 29
yaran gif'ler
fbi verilerine göre en tehlikeli burçlar 15
joakim karud
bir mekanın kaliteli olduğunu gösteren detaylar
tickets.com.tr
bir entry'nin kalitesiz olduğunu gösteren şeyler 20
core 'ngrato
yara bandı
numara taşıma
bir otelin kalitesiz olduğunu gösteren detaylar 47
7 temmuz 2017 marmara üniversitesi rezaleti 6
lonzo ball 11
oscar and the wolf
daha da ...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
şükela: tümü | bugün başlıkta ara takip et «/178»
uranüs'ün tuhaf özellikleri.

güneş etrafındaki bir turunu 84 yılda* tamamladığından bu gezegende doğsaydık muhtemelen hiç doğum günü kutlayamayacaktık. şanslıysak 1 yaşımızda ölecektik.

güneş'ten en uzak gezegen olmamasına rağmen -224 santigrad derece ile güneş sistemindeki en soğuk gezegendir. bunun sebebi olarak da uranüs'ün iç ısısını bilinmeyen bir nedenden ötürü kaybetmesi gösteriliyor.

eksen eğikliği yaklaşık 98 derecedir.* bu yüzden güneş etrafında sanki yuvarlanıyormuş gibi döner. bu eksen eğikliği nedeniyle kutuplardan biri sürekli güneşe bakar. kutuplarda bir gün 42 yıl sürer. daha sonra güneş batar ve 42 yıl daha hiç doğmaz.

yüzeyinde sıvılaşmış hidrojen, helyum ve metandan oluşan binlerce kilometre derinliğinde okyanus bulunur. gezegene güzel mavi rengini veren de budur.
115 20.11.2012 00:05 ~ 00:06 ufuri
internet kotalarının windows 10 yüzünden dolmakta olduğu gerçeği.

enty i windows 10 başlığına da yazacağım. eğer bilginin olması gerektiği bir başlık var ise entry i referans verin zira memlekette kota ciddi sorun. kimse mağdur olmasın.

windows 10 kullananların dikkatle okuması gereken bilgiyi giriyorum. microsoft her güncellemede kendi sunucularına yük binmemesi için her bilgisayarı birer update server olarak ayarlamış. mesela güncellemeyi aldığında iş bitmiyor. internet üzerindeki diğer bilgisayarlara güncelleme senin üzerinden gidiyor. bir nevi torrent server misali. bunu kapatmayan arkadaşlar haberleri olmadan gigabaytlarca veri transferi yapıyor. kapatmak için
windows ayarları => güncelleştirme ve güvenlik => gelişmiş seçenekler => güncelleştirmelerin nasıl teslim edileceğini seç diyoruz
gelen pencerede açık olan tiki kapalı hale getiriyoruz. eğer kendi ağımızda windows 10 lu bilgisayarlar var ise açık ve yerel ağımdakiler diyebiliriz. bu seçenek sadece kendi ağımızdaki bilgisayarlara güncelleme dağıtır.

debe sonrası gelen mesajlar için zorunlu edit
superonline upload için kota uyguluyor
adres

ayrıca mobil telefonu modem olarak bağlayan ve tarifeli bağlantı özelliğini seçmemiş arkadaşlar için mobilde ciddi sıkıntılar oluşabilir.

iş bu genel olarak tüm kullanıcılar için yazılmış entry için
ben ttnet kullanıyom, ben zikkonet abonesiyim bende yok diye mesaj atmayınız lütfen. size özel yazmadım. belki işinize yarar diye yazdım. siz yine 2 mb uploadınızı internete güncelleme dağıtmakta kullanın. o da bir tercih sonuçta.
devamını okuyayım...
917 01.11.2016 07:46 ~ 02.11.2016 10:52 insanri
news kelimesinin north, east, south, west kelimelerinin bas harflerinden olusmasi.
yapiyor adamlar ya...
136 11.10.2011 09:58 whatyougetiswhatyoudid
boş bir duvar veya mavi gökyüzü gibi düz bir zemine bakarken fark edilen uçuşan cisimlerin aslında vitre * denilen göz içindeki sıvının içinde bulunan fibriller olması. bu cisimler yaşımız ilerledikçe göz içindeki sıvıda sayıca artan cisimlermiş. gözümüzü sağa sola oynattıkça göz içerisindeki sıvı hareket ediyormuş, dolayısıyla göz içindeki fibriller de hareket ediyormuş ve biz de bu cisimleri uçuyormuş, akıyormuş gibi görüyormuşuz.

işin ilginç yanı bu gördüğümüz cisimlerin mikroskopik boyutlarda olması. yani gözümüzün içindeki sıvıyı çıkartıp önümüze koysak bu fibrilleri çıplak gözle göremiyoruz. ancak bu fibrillerin gözümüzün içinde ve retinaya çok yakın olmasından ötürü, fibrillerin gölgeleri retinaya düşüyormuş. bizim de gördüğümüz aslında bu fibrillerin retinaya düşen gölgesiymiş.
120 07.03.2013 02:09 dunden kalmis yemek
son 65 yılda olan savaşlar sonunda kaç müslüman'ın, kimler tarafından öldürüldüğüne baktım. 1950 yılından itibaren olan savaşlara bakınca olayın çok başka olduğu gözüküyor.

55-72'de sudan'da müslümanlar, müslümanlrı öldürmüş. toplam ölüm 1.900.000. kaynak için tık 1 kaynak 2 tık 3

1971 yılında 1.250.000 müslüman, müslüman tarafından öldürülmüş. doğu pakistan, batı pakistan'ı katletmiş. sebebi batı pakistan'ın "çok fazla bengalli olması." (sistematik olarak tecavüz kampları kurulmuş. 400.000 kadına tecavüz edilmiş.) detaylı makale ve kaynak için tık 4

1980-88 arasında iran, ırak ile savaşıyor. bizden değilsin, bizdensin kavgası ve paylaşılamayan petrol. 1.200.000 müslüman, müslüman tarafından öldürülüyor. çok detaylı bir makale var wiki'de (kaynak 5 tık) savaştan bazı kimyasallar kaynak 6 tık iyi bir belgesel kaynak 7 tık

65-1966 arasında endonezya'da solcu müslüman, sağcı müslümanı öldürüyor. oy çoğunluğunu alabilmek adına. toplam kayıp 700.000 endonezya ile ilgili iyi bir katliam belgeseli kaynak 8 tık kaynak 9 tık

1966-79'da nijerya iç savaşında 1.300.000 müslüman, müslüman tarafından öldürülmüş. müslüman, sistematik olarak müslüman'a soykırım uyguluyor. biafra'lı diye. kaynak 10 tık kaynak 11 tık wiki'ye gider kaynak 12 tık

somali iç savaşında müslümanlar, müslümanları öldürüyor. 450.000 ölüm. 1991-günümüz. hala devam ediyor savaş. wiki'ye gider kaynak 13 tık kısa yoldan toplam ölüme gider kaynak 14 tık

1980-1995 arasında iran-ırak-türkiye üçgeninde 250.000 müslüman kürt yine müslümanlar tarafından öldürülüyor. kaynağa gerenk yok.

1970-2003 arasında ırak kendi içinde azınlık müslümanları öldürüyor. 350.000 müslüman ölüyor. ( kaynağa gerenk yok. sen de araştırabilirsin.)

1975-90 arasında lübnan iç savaşında 200.000 müslüman, müslümanlar tarafından öldürüyor. sebebi yine bizden değilsin gerginliği. :< wiki'ye gider kaynak 15 tık

bu ve bunun gibi savaşlar sonucunda toplamda 12 milyon müslüman ölüyor. hıristiyan-müslüman, yahudi-müslüman, müslüman-müslüman savaşları sonunda.

bu süreç içerisinde israil tarafından tarafından öldürülen müslüman sayısı 40.000

hıristiyanlar tarafından öldürülen müslüman sayısı 3 milyon civarında. (amerika'nın, fransa'nın, hıristiyan bölgelerin müslümanlara karşı yürüttüğü savaş sonuçları)

geriye kalan yaklaşık 9 milyon müslüman, müslüman tarafından öldürülmüş.

ya sallama diyenler savaşları araştırabilirler. bu da yetmezse açın bakın ışid'in öldürdüğü müslümanların toplamına. her gün gözümüzü açınca 100 müslüman'ı katlettiklerini görüyoruz. adamların bir besmelesi 100 müslüman ölümü.

müslüman, müslüman'ı öldürürken susanlar; yahudi, müslüman'ı öldürürken neden yeri göğü oynatıyor?
bunun adı sunni iki yüzlülüğüdür. yahudiler bu süreçte toplamda %0.05'lik bir müslüman dilimi katletmiş. katledilen aleviler, şiiler ne olacak peki? sırf marksist diye öldürülen müslümanları, özgürlükçülüğü savunan müslümanları katleden müslümanlara neden sesiniz çıkmıyor?

helal kardeşim, sen burada "savaş orospu çocukluğu" demediğin sürece, israil dölü diye başladığın halka kahhar zikri çekerken hep o ellerinde müslüman kardeşlerinin kanı var. aynı topa tüfeğe sahip olduğun zaman sen de yahudilere öyle girişeceksin bilmiyor muyuz sanıyorsun? öyle de yapmışsın zaten tarih boyunca.

müslüman kardeşler deyince merak ettim, bi müslüman kardeşler yazıp google'an bakınca 1982 yılında 40.000 müslüman'ın öldüğünü gördüm. niye, neden bilmiyorum; açıp sadece baktım. 40.000 people killed yazısını görünce kapattım.

diğer kaynaklar: bu tık centi-kilo başına yapılmış araştırmaya gider 16 , konunun özetine ve diğer kaynaklara gider kaynak 17 tık

edit akbayram: kaynaklar eklendi.
devamını okuyayım...
215 29.07.2014 13:45 ~ 14:36 heinz kamasunta
kilometre
kilogram

bu kelimelerdeki kilo ney lan dedim yıllarca.
şu an o aydınlanmanın hazzını yaşıyorum;

yunanca hiliôs (kilios veya hilya diye okunuyor da olabilirmiş) 1000 demek. ordan geliyormuş la.
1000 metre =kilometre
1000 gram= 1 kilo

yaşadığım hissi aktaramadığımı hissediyorum.
bi de şunu deniyim;
vay amk

hah.
devamını okuyayım...
68 02.08.2013 14:15 ~ 01.09.2015 08:54 fandango
içinde bulunduğumuz bedenimizin aslında şu an yaşadığımız ve doğduğumuz dünyaya ait olmaması.

ve altın takan herkesin aslında bir yıldız parçası taşıyor oluşu.

yani, aslında hiçbirimiz dünyalı değiliz... hepimiz uzaylıyız. vücudumuzdaki hiç bir atomun asıl kaynağı dünya değildir. tek bir atomumuz bile dünyada oluşmamıştır.

cümlelerle açalım...

insanoğlunun hikayesi aslında birkaç yüz bin yıl once değil, taa kainatın oluştuğu andan itibaren, yani bundan yaklaşık 15 milyar yıl öncesinden itibaren başlıyor. yani şu anki yapımızı oluşturan ve vücudumuzda şu anda bulunan her element aslında 15 milyar yaşında. yani aslında hiç birimiz 4, 8, 15, 16, 23, 42 yaşlarında değiliz, hepimiz aslında çoook daha yaşlıyız.

daha da açalım, en iyisi…

fakat yazı biraz uzun, neden? çünkü, 15 milyar yıllık sürecin özetini çıkarmaya çalıştım. e bu da o kadar kolay olmuyor haliyle. 15 milyar seneyi birkaç dakikaya sığdırmak zor.

ama önce şu bilgileri verelim.

yukarda insan vücudu elementlerden oluşur demiştik... hadi lisede pek takmadın bunları, ama kesin breaking bad izlemişsindir, e o zaman bunu zaten biliyorsun...bu elementlerin vücutta bulunma oranları şöyledir; oksijen (65%), karbon (18%), hidrojen (10%), nitrojen (3%), kalsiyum (1.5%), fosfor (1.0%), potasyum (0.35%), kükürt (0.25%), sodyum (0.15%), magnezyum (0.05%) = 99.3% ve diğer...yani bedenimizin tamamı elementlerden oluşurken, hayatın kaynağı üç element olan oksijen, hidrojen ve karbon, vücudumuzda en fazla yer tutuyor(%93).

peki bu kadar farklı element dünyada hiç yoktuysa, hiçbir zaman da olmadıysa, nerden geldi o zaman?

------------ giriş------------

dünyada gördüğümüz herşey aslında 92 elementten yapılmıştır. bu yazılanları okuduğun ekran, elinde tuttuğun elma, bahçedeki ağaç, cebindeki telefon, içtiğin çay, karşındaki insan… evet hepsi de bu elementlerden oluşmaktadır. daha da geniş bir anlatımla; ispatlanmıştır ki, tüm evren aslında 92 elementten oluşmaktadır. (peki periyodik tabloda neden 118 element var, diye araştırmadan sorularla gelmeyin... üzerim)

şimdi şu an yaşıyor ve hayatta isek, bunun en büyük sebebi aslında hidrojenin helyuma dönüşme süreci sayesinde. evet güneşten bahsediyorum. o muazzam büyüklüğüne ve muazzam derecedeki sıcaklığına ve dünyadaki tüm canlılara hayat kaynağı olmasına ve çekirdeğindeki ısının milyonlarca derece olmasına rağmen, aslında güneş son derece cılız ve küçük bir yıldızdır ve aslında an itibariyle sadece hidrojeni helyuma, yani en basit birinci elementten en basit ikinci elemente, dönüştürebilmektedir. öte yandan, dünyada bulunan 92 adet elementi üretebilmek için bundan çok çok daha fazla bir sıcaklık ve daha büyük ebatlara sahip olmak gerekir. bu muazzam sıcaklık ancak muazzam büyüklükteki bir dev yıldızın çekirdeğinde ve ölüm anında oluşur. yani ölen her dev yıldızın çekirdeği içinde aslında dünyadaki örneklerini gördüğümüz elementler oluşmaktadır…fakat bunlar için daha yüksek dereceler gerekir: mesela, altıncı element olan karbonun ve sekizinci element olan oksijenin üretilebilmesi için, ölmek üzere olan yıldızın çekirdeğindeki ısının 100 milyon derece sıcaklığa ulaşması gerekir.

------------ gelişme------------

ortalama bir yıldızın ölümü sonucunda sadece ilk 26 element ortaya çıkar, ki demir bunların en sonuncusudur. yıldızın ölüm sürecinde helyum üretimiyle başlayan ve milyonlarca yıl devam eden süreç, yıldızın ölümüne doğru ısısının iyice artmasına ve yeni oluşan elementlerin ise daha çabuk bir sürede oluşmasına sebebiyet verir. mesela 2 nolu helyum üretimi milyonlarca yıl sürerken, 26 nolu element olan demir’in üretimi sadece birkaç saniye sürmektedir.

etrafımızda bu derece büyük yıldız patlamaları (supernovalar) olmadığı için, diğer elementler yer yüzünde çok az bulunmaktadır. altın neden bu kadar pahalı? işte tam da bu yüzden. mesela, dünyadaki tüm altın elementini saflaştırıp birleştirsek sadece 3 adet olimpik yüzme havuzunu doldurabiliriz. yani dünyadaki tüm altın rezervi aslında sadece o kadardır. yani diğer ağır elementlerin oluşması için güneşten en az 9 kat büyüklükte yıldızların ölmesi gerekmektedir. ayrıca bunun için çekirdekte milyarlarca derecelik ısı oluşumu gerekir.

yani aslında, parmağında bileğinde boynunda altın yüzük-bileklik-kolye takan herkes aslında milyonlarca ışık yılı uzaklıkta ve milyarlarca yıl önce ölmüş olan bir yıldızın çekirdeğinden bir parçasını taşıyor.

işin tuhaf tarafı, bir gün her yer altın olabilir. zira bilim adamlarının incelemelerine gore bir supernova ufukta görünmektedir. böyle bir yıldız vardır ve bizden sadece 600 ışık yılı uzaklıktadır. bu yıldızın büyüklüğü hakkında bir fikir vermek gerekirse, güneşin tam 600 katı büyüklüğündedir: çapı güneş ile jüpiter gezegeni arasındaki tüm mesafe kadardır. böylesine muazzam büyüklükte olan bir yıldızın (bkz: betelgeuese)* “0saniye-10 milyon yıl” aralığındaki bir zaman diliminde ölümünün gerçekleşmesi beklenmektedir. bu yıldız öldüğünde, ölüm anında, günün ortasında ikinci bir güneş kadar parlayacaktır. patlama anı olan o kısacık anda, güneşin milyarlarca yıllık tarihi boyunca yaydığı enerjiden bile daha fazla enerji açığa çıkacaktır ve o ana kadar ürettiği tüm elementleri uzaya yayacaktır. böyle bir yıldız patladığında elementler ve ortasında çok minik bir yıldızdan oluşan bir nebula oluşturur. yani daha küçük bir yıldız ve ona bağlı gezegenler. bu cümle bir yerlerden tanıdık geldi mi? evet, 5 milyar yıl önce güneş ve çevresindeki gezegenler de aynen bu şekilde bir nebulada oluşmuştur. yani güneş aslında ondan çok çok daha büyük bir yıldızın ölümünden arta kalan bir minik yıldızdır.

------------ sonuç------------

şimdi neden bu kadar detay verdim, aha işte yukarda okuduğun o ilk cümle yüzünden: bu nebulalarda sadece elementler değil, aynı zamanda elementlerin oluşturduğu su, methanol, formadehit gibi yaşamın kaynağı olan oksijen hidrojen ve karbonun başını çektiği çeşitli ve çok farklı kompleks moleküller de bulunmaktadır.

peki bu kompleks molekülleri bir arada tutan yapıtaşları yani amino asitler, yani proteinler, nerden geldi ozaman?

işte orası kesin değil, zira tam olarak ispatlanamadı. ama kesin olan bir şey var ki; dünyada çokça bulunan ve yaşının 5 milyar civarı olduğu hesaplanan pek çok meteorun içinde amino asitler bulunmuştur, yani molekülleri oluşturan asıl yapının da dünya dışından gelmiş olma olasılığı hayli yüksektir.

(neredeyse 1 sene sonra gelen edit: bu da kesinleşiyor; kuyruklu yıldızda organik moleküller bulundu)

peki burdan güneşle ilgili ne sonuç çıkarabiliriz? hani çocukken güneş olmazsa neler olurdu gibi konularla bazı öğretmenler bizi korkuturlardı ya, öyle bir şey yok. zira yıldızların ölümü süreci onbinlerce yıl sürer, ve güneş henüz bu aşamanın başında bile değildir, güneşin ölmesi için takribi 6 milyar yıl geçmesi gerekecektir. ama bir de şöyle bir gerçek var, hemen komşumuz olan andromeda galaksisi (2.5 milyon ışık yılı uzaklıktadır) içinde bulunduğumuz samanyolu’na hızla yaklaşmaktadır ve takriben 3 milyar yıl sonra her iki galaksi çarpışacaktır. yani güneşin ölmesinden çok önce başka sebeplerden dolayı gezegenimiz yok olacak.

ayrıca ek bir not; içinde bulunduğumuz samanyolu galaksisi de aslında kendi çevresinde dönmektedir. fakat galaksi o kadar büyüktür ki ki, kendi çevresinde bir tam tur dönmesi tam 250 milyar yıl almaktadır. tüm insanlık tarihi boyunca bu turun binde 1inden bile çok daha azına tanık olabilmiş durumdayız.

sonuç: bu evrende bir tozsun.

ikinci not: periyodik cetvelde tek aklımda kalan; haydarpaşa lisesinin nalet kimyasıcı rabia cismi fırlattı. lisede kimyadan nefret eder ve gerçekten de sorardım, bu benim ilerde ne işime yarayacak diye. bunları öğrenince ‘hayat’a bakış açım değişmişti resmen.

kaynak

tamamlayıcı bilgi olarak ayrıca: (bkz: #44929740)
devamını okuyayım...
364 13.12.2013 10:28 ~ 19.11.2014 16:29 bob hite
wikipedia, wikileaks gibi portalların adında yer alan wiki'nin açılımının what i know is yani bildiğim kadarıyla olması.
356 29.04.2016 07:20 ben lafimi derim
yılan balığı çiftleşmek için 6000 km yol katediyormuş.

böyle abazalık görmedim amk.
66 25.10.2013 11:49 ~ 12:19 makmuhdevmem
eğer biri size ''yoldayım on dakikaya geliyorum'' dediyse bilin ki o ibne evdedir ve yeni giyiniyordur...
60 20.12.2011 21:41 ~ 21:43 basili
müzisyenler enstrümanlarını her ellerine aldıklarında beyinleri ciddi tepkiler verir. müziği okurken, çalışmış oldukları hareketleri yaparken, dışarıdan sakin ve odaklanmış olarak görünmelerine rağmen, beyinleri ciddi bir çalışma yürütmektedir.

son 30 yıldır, bilim insanları, gerçek zamanlı incelemelerle, beynimizin nasıl çalıştığı hakkında dev buluşlar yaptılar. bunu yaparken, bazı tarama aletleri kullandılar. insanlar bu makinelere bağlandıklarında, okumak ve matematik problemleri çözmek gibi görevlerin her birinin beyinde karşılığı olan bölgeleri ve bunların o andaki etkinlikleri izlenebiliyordu. araştırmacılar, katılımcılara müzik dinletince, katılımcıların beyinlerinde çok ciddi etkileşimler ile karşı karşıya kaldılar. beyinlerinin birden çok bölgesi aynı anda parlıyordu. sesi işleyip melodi ve ritm gibi öğelerine ayrıştırdıktan sonra, hepsini bir araya getirerek birleşik bir müzik deneyimi oluşturuyorlardı. beyin, bu işi, müziği ilk duyduğu andan ayağımızla tempo tutmaya başlayana kadar geçen kısacık anda yapıyordu.

fakat bilim insanları müzik dinleyenlerden ziyade, müzisyenlerin beyinlerini incelediklerinde havai fişek patlamaları, dev bir şölene dönüştü. ortaya çıktı ki, müzik dinlemek, beyni gayet ilginç etkinliklere soksa da, enstrüman çalmak, beyinde komple bir vücut egzersizi ile eşdeğer. bilim insanları, beynin birden çok alanının parladığını, aynı anda farklı bilgileri, karışık, birbirleri ile ilgili ve şaşırtıcı derecede hızlı serilerle işlediğini gördüler.

peki müzik hakkında, beyni böyle aydınlatan şey ne idi? bilim insanları bunu şöyle cevaplıyor;
bir enstrüman çalmak beynin hemen hemen bütün bölümlerini aynı anda meşgul ediyor, özellikle de, görsel, işitsel ve motor kortekslerini. başka herhangi bir egzersiz gibi, enstrüman çalmak için disiplinli ve planlı bir çalışma bu beyin işlevlerini güçlendiriyor. müzik dinlemek ve enstrüman çalmak arasındaki en bariz fark, enstrüman çalmanın beynin iki yarımküresi tarafından da kontrol edilen ince hareket becerilerine ihtiyaç duymasıdır. aynı zamanda sol beynin daha ilişkili olduğu sözel ve matematiksel keskinlik ile sağ beynin öne çıktığı yenilikçi ve yaratıcı içeriği birleştirir. bu sebeplerden enstrüman çalmanın beyindeki corpus callosum bölümünün, yani iki yarımküre arasındaki köprünün hacmini ve etkenliğini artırdığı bulunmuştur. böylece beyinde mesajlar daha hızlı ve daha çeşitli yollardan iletilebilir. bu, müzisyenlerin hem akademik hem de sosyal ortamlarda sorunlara daha etkili ve yaratıcı çözümler getirebilmesini sağlar. müzik yapmak duygusal içeriğini ve mesajını, üretmeyi ve anlamayı da kapsadığı için, müzisyenlerin, planlamayı, strateji üretmeyi ve detaylara dikkati normal insanlara göre çok daha efektiftir.

kavramsal ve duygusal alanları analiz etmeyi gerektiren birbiriyle bağlantılı görevler kategorisinin hafızamızın çalışma sistemine de etkisi vardır. gerçekten de müzisyenler, anılarını daha hızlı ve efektif oluşturup saklayarak gelişmiş hafıza becerileri gösterirler. çalışmalar, müzisyenlerin yüksek derecede işlevsel beyinlerini her bir anıya birden çok bağlantı (kavramsal, işitsel veya duygusal anlamda) vererek kullandığını bulmuştur. bu, beyinde iyi bir internet arama motoru etkisi yaratmaktadır.

bütün bu faydaların, örneğin spor veya resim yapmak yerine sadece müziğe özel olduğunu nasıl biliyoruz? bilim insanları bu konuları da araştırdılar, şimdiye kadar bulduklarına göre bir müzik aleti çalmayı öğrenmenin sanatsal ve estetik alanları, diğer araştırılan bütün etkinliklerden farklı. aynı seviyede kavramsal beceri ve sinirsel işlem gösteren katılımcılar üzerine yapılan birkaç rastgele çalışmaya göre, bir dönem müzik öğrenimi görmüş olanlar diğerlerine nazaran birden çok beyin bölgesinde gelişme gösteriyorlar.

edit: kaynak: anita collins
devamını okuyayım...
244 17.12.2014 10:51 ~ 18.12.2014 10:15 proradii
tarık akan'ın 1970-76 arasında oynadığı filmlerdeki karakterlerin ismi ferit'tir. ertem eğilmez'in babasının ismi imiş ferit. tarık akan'ı da "uzun oğlum" diye severmiş ertem eğilmez. pek sevdiğinden bu ismi koyarmış filmlerindeki karakterlere. ferit ismini 12 filmde taşımış tarık akan. tek istisna yalancı yarim filmi. bu filmde ismi ferdi, tarık akan'ın. ferdi de ertem eğilmez'in oğlunun ismi. bu filmlerde ferit karakterinin aşık olduğu kadınlar ise hale soygazi, gülşen bubikoğlu, emel sayın, filiz akın gibi güzel aktrisler. onların oynadığı karakterlerin ismi ise alev. alev de eğilmez'in kızının ismi.
170 16.09.2016 12:10 ~ 12:11 fuchs3471
şehirlerarası telefon kodlarının, çevirmeli telefonlara göre belirlenmiş olması.

yaşı yetenler hatırlar, çevirmeli telefonlarda en çabuk 1 rakamını çevirirsiniz, 0 rakamını çevirmek içinse o tekerin tam bir tur dönmesini beklerdiniz.

fii tarihinde şehirlerarası kodlar belirlenirken telefon abonesi en çok olan şehirlere çabucak çevrilebilecek kodlar atanmıştır.

(bkz: 212)
(bkz: 312)
(bkz: 232)

gibi.

tabi çevirmeli telefonlar tarih olunca bunlar da o günlerde hatıra olarak kaldı.
devamını okuyayım...
42 14.10.2013 16:39 sylvester standalone
mantarların yani fungi/fungus takımının, şu anki hayatın, atmosferin şeklini hatta canlıların boyutunu belirlediği.

300 milyon yıl civarı önce mantarlar bitkilerin yaşamasına pek izin vermiyorlardı. bitki topraktan çıkınca mantar höt diye tebelleş olup bitki büyüyemeden skertiyordu onları. fotosentez olayı pek olmadığı için atmosferdeki oksijen oranı >20 % civarındaydı.

tabi bitki de inat. onca yıl eziyetten sonra zamanla ki kaç milyon yıl bilemedim, didin sen, evril, mantarların yıkamayacağı lignin i üret. (sentezle mi denir bilemedim). artık bitkilerin yapısında lignin vardı. devran dönmüştü. mantarlar akıllı olsundu.

mantarlar bitkinin yapısındaki lignin maddesini yıkamıyor/çürütemiyorlardı. lingin de bu arada odunun ham maddesi, selüloz falan bişeler. işte yapısında odun olunca bitkiler gelişmeye başladı, ağaçlar evrildi, bitkiler mantarlara galip geldi.

fotosentez olayı da başlayınca atmosferden karbondioksit emildi oksijen verildi. yani co2 alındı o2 verildi. c nerde? karbon noldu? karbon bitkilerin ve ölü bitkilerin odunların vücudunda kaldı. mantarlar odunu yıkıp karbonu açığa çıkaramayınca atmosferdeki karbon oranı azaldı ve oksijen oranı %30 lara çıktı.

aşırı oksijen olunca canlılar fena halde gelişti. elma kadar karıncalar türedi. örümcekler gafam gadar, yusufçuklar ise bir kartal büyüklüğünde oldular. bilmiyorum dinozorlar da bu dönemde mi yaşadı ama muhtemelen öyledir.

mantarların lignin maddesini yıkabilecek enzimi geliştirip evrilmeleri 50 milyon yıl sürdü. hareket yapma hareketin kralını görürsün diyen mantarlar lignin i yıkmaya başlayınca rekabet eşitlendi. odun yıkılıp içindeki karbon da atmosfere geri salınınca oksijen oranı günümüzde olduğu gibi % 20 civarına düştü ve bu da günümüz yaşamını şekillendirdi.

fungus takımı lignin i yıkabilme yeteneklerini geliştirmeselerdi şu an nasıl bir dünya olurdu ya da insan ırkı varolabilir miydi hayal etmek pek kolay değil.

iyi olmuş yalnız gafam gadar örümcekle uğraşılmazdı, gelişmesin o kadar pezevenkler.

kaşarlı mantarı zaten çok severdim artık daha bir saygı duyuyorum. bu bilgilerin kaynağı yaklaşık 4 yıldır yürüttüğüm araştırmalardır.

şaka lan şaka aha kaynak
edi: kaldırmışlar yutubdan da aransa bulunu. adı. after life - the science of decay

not: belgeselin konusu, bir mutfakta olabilecek besinleri 2 ay boyunca açıkta bırakıp çürümelerine izin verip döngüyü gözlemliyorlar. çok harika bir şey mutlaka izleyin.
devamını okuyayım...
284 24.01.2014 00:15 ~ 09.10.2015 13:06 dorian greyfurt
zamanında belgesellerden alıntılar yapılan bir başlığın sonradan facebook ve twitterda paylaşılan, tırı vırı bilgilerle dolup taşan bir başlık haline gelmesi.
8 28.01.2014 16:41 ~ 17:58 a350
kozyatağı'ndaki karga popülasyonun altında cevizin yatması.

istanbul'un kozyatağı semtinde oturanlar bilir. etraf karga dolu. sabah akşam demeden pencere balkon takılıyorlar. sen kovalamaktan bıkarsın onlar gelmekten bıkmaz. pisliği ayrı, gürültüsü ayrı, evin içine bakanı ayrı. benimki de dahil olmak üzere kozyatağı'nda neredeyse her apartmanın bahçesinde ceviz ağaçları var.

birkaç yaz önce babam ziyarete geldiğinde sokağın yakınlarında yürüyorduk. yine her yer karga tabi. durdu ve dedi ki "bu kargalar ceviz yemeye geliyor. baksana her yer ceviz ağacı. bu semtin ismi de ceviz yatağından geliyor olmalı. koz eski dilde ceviz demek (farsçaydı sanırım)." ulan bende bir aydınlanma oldu. hem kargaların sırrı çözüldü hem de semtimizin adı, o kadar ağaç falan birden anlamlandı. biz burada karga kovalamaya uğraşırken adam geldi tespiti koydu gitti.

şimdi bazen pencereden kargaları izlerim. onlar ceviz kırmaya çalışır. aklıma babam gelir. huzur içinde yatsın.
47 23.06.2014 09:55 ict
amerika birleşik devletleri'nin şehircilik anlamında çağ atlamış olmaları...

aşağıdaki liste, amerika birleşik devletleri'nin 50 devletinin 5'er ilinin/ilçesinin google earth ile çekilmiş uzay fotoğraflarını içermektedir. bu yerleşim birimleri tamamen rastgele seçilmiş olup toplamda 250 farklı yerleşim biriminin aynı şekilde planlı bir yerleşim göstermesi, bütün yerleşim birimlerinde de aynı planlı yerleşimin uygulandığını göstermektedir (ki ben çoğunu inceledim, neredeyse hepsi). detaylı incelemeler yapılmak istenirse google earth adlı program indirilerek araştırma yapılabilir.

dikkat çekmek istediğim, amerika birleşik devletleri'nin bütün eyaletlerinin bütün illeri, ilçeleri ve hatta köyleri planlı bir şekilde tasarlanmış. bütün evler neredeyse cetvelle çizilmiş gibi duran sokak/caddelerin etrafına en planlı bir şekilde yerleştirilmiş.

amerika birleşik devletleri sevicisi değilim ama denk geldiğim bu üstün başarıyı paylaşmadan geçemedim. bence adamların bu gerçekleştirdikleri gerçekten üstün başarı. hatta denk geldiğim yeni şehirleşmeye başlayan bazı yerleşim birimlerinde daha evler bile yokken adamlar caddeleri sokakları çizmiş. evler bu sokaklara gelecek şekilde yerleştirilecek, belli ki...

yine dikkatimi çeken bir diğer özellik ise, kuzey ve güney devletlerde nüfus yoğunluğu görece daha az. yeşilliğin çok olduğu ova gibi yerlerin yanı sıra çöl ikliminin hakim olduğu topraklarda bile evlerin yanında kesinlikle yeşil alanlara yer verilmiş. her evin yanında yeşillik mutlaka var. adamların şehirlerinin büyük çoğunluğu yeşillikten oluşuyor. fotoğrafları incelerken bunu fark edeceksiniz.

beğeninize...

not: fotoğraflar çok küçük boyutlarda görünüyorsa, ya da tam ekran olarak slayt şeklinde görüntülemek isterseniz, buradan (ilk 125) ve buradan (son 125) bütün fotoğrafları izleyebilirsiniz.

== alabama ==

1. birmingham

2. culman

3. jasper

4. montgomery

5. selma

== alaska ==

6. anchorage

7. bethel

8. douglas

9. juneau

10. skagway

== arizona ==

11. brenda

12. flag staff

13. phoenix

14. rio verde

15. welton

== arkansas ==

16. hazen

17. heber springs

18. little rock

19. lonoke

20. seacry

== california ==

21. fresno

22. madera

23. merced

24. san jose

25. santa cruz

== colorado ==

26. broom field

27. denver

28. frederick

29. louisville

30. thornton

== connecticut ==

31. bristol

32. danbury

33. plainfield

34. tolland

35. waterbury

== delaware ==

36. george town

37. glasgow

38. harrington

39. smyrna

40. wilmington

== florida ==

41. cape coral

42. everglades

43. miami

44. port charlotte

45. venice

== georgia ==

46. albani

47. colquitt

48. dawson

49. douglas

50. fort gaines

== hawaii ==

51. hawaiian paradise park

52. hilo

53. pahala

54. volcano

55. waimea

== ioaho ==

56. boise

57. idaho falls

58. mountain home

59. nampa

60. twin falls

== illionis ==

61. bloomington

62. dekalb

63. oregon

64. ottawa

65. pontiac

== indiana ==

66. connersville

67. greenfield

68. indianapolis

69. liberty

70. rushville

== iowa ==

71. des moines

72. grinnell

73. iowa falls

74. marshall town

75. newton

== kansas ==

76. belleville

77. beloit

78. lincoln

79. mankato

80. russell

== kentucky ==

81. benton

82. bowling green

83. glasgow

84. greenville

85. mayfield

== louisiana ==

86. erath

87. houma

88. lydia

89. new orleans

90. raceland

== maine ==

91. augusta

92. bath

93. portland

94. presqueisle

95. skowhegan

== maryland ==

96. bowie

97. east port

98. frederick

99. german town

100. hagers town

== massachusetts ==

101. boston

102. cambridge

103. concord

104. lawrence

105. worcester

== michigan ==

106. battle creek

107. cadillac

108. grawn

109. kalamazoo

110. troy

== minnesota ==

111. baudette

112. fergus falls

113. nemidji

114. park rapids

115. roseau

== mississippi ==

116. jackson

117. laurel

118. mendenhall

119. meridian

120. stone wall

== missouri ==

121. camdenton

122. chillicothe

123. lebanon

124. marshfield

125. springfield

== montana ==

126. ekalaka

127. glasgow

128. hardin

129. miles city

130. plenty wood

== nebraska ==

131. boys town

132. lincoln

133. oakland

134. papillion

135. weeping water

== nevada ==

136. carson city

137. dayton

138. johnsonlane

139. reno

140. virginia city

== new hampshire ==

141. claremont

142. laconia

143. lebanon

144. manchester

145. suncook

== new jersey ==

146. avalon

147. brick

148. monmouth

149. ocean city

150. vineland

== new mexico ==

151. albuqurque

152. belen

153. moriarity

154. mosman

155. rio rancho

== new york ==

156. bronx

157. brooklyn

158. nassau

159. new york

160. southampton

== north carolina ==

161. ardmore

162. greensboro

163. lenoir

164. raleigh

165. reidsville

== nort dakota ==

166. belcourt

167. cavalier

168. dickinson

169. minot

170. williston

== ohio ==

171. bryan

172. columbus

173. delaware

174. findlay

175. marion

== oklahoma ==

176. guthrie

177. oklahoma

178. pawnee

179. perry

180. stillwater

== oregon ==

181. coos bay

182. dallas

183. eugene

184. lincoln city

185. salem

== pennsylania ==

186. buttler

187. konx

188. marienville

189. pittsburgh

190. rigdway

== rhode island ==

191. barnstable

192. carolina

193. east greenwich

194. north kingston

195. providence

== south carolina ==

196. clinton

197. columbia

198. green wood

199. lexington

200. newberry

== south dakota ==

201. forrestburg

202. fort thomson

203. mitchell

204. presho

205. wessingotn springs

== tennessee ==

206. dresden

207. nashville

208. paris

209. spring field

210. union city

== texas ==

211. dallas

212. parker

213. post

214. synder

215. tarrant

== utah ==

216. davis

217. manti

218. nephi

219. provo

220. salt lake city

== vermont ==

221. bennington

222. burlington

223. middlebury

224. north field

225. rutland

== virginia ==

226. hampton

227. richmond

228. sandston

229. virginia beach

230. williams bury

== washington ==

231. long view

232. ocean shores

233. seattle

234. sequim

235. wenatchee

== west virginia ==

236. clarksburg

237. huntington

238. hurricane

239. ripley

240. spencer

== wisconsin ==

241. janesville

242. lacrosse

243. madison

244. millwaukee

245. water town

== wyoming ==

246. casper

247. cheyenne

248. douglas

249. lusk

250. wheat land
devamını okuyayım...
873 07.02.2016 14:27 niye ucuruldu benim hesabim
suudi arabistan'da mekke'ye 5 km mesafede bulunan mina şehir şeytan taşlanan yer olarak bilinir. her yıl 4 gün süren şeytan taşlama olayı için mina şehrine 20 kilometrekare alana yayılan 100.000 (yüzbin) klima ile serinletilen, yangına dayanıklı ve toplamda 3 ile 4 milyon kişiye aynı anda ev sahipliği yapılabilecek bir çadır kent kurulmuş.

yani demem odur ki 361 gün boş duran klimalı ve yangına dayankılı 3-4 milyon kapasiteli bir çadır kent var. hemen şuracıkta! anlayana...

menbaı
149 11.09.2015 16:01 ~ 16:02 naughtyfisherman
az önce twitter'da ekşi şeyler sayfasında paylaşılan dün yazılmış "dünya sinema tarihine ilkleri yaşatan filmler"entarisine denk geldim.

link
(bkz: #61109449)

yeminlen kanım dondu. arkadaşa bok atmak istemiyorum ama içinde çok ciddi yanlışların bulunduğu bir liste olmuş. ilk film "race horse" asla değildir, ilk uyarlama film "frankenstein" hiç değildir. sinemada gösterilen ilk film diye bir cümle var zaten o koca bir fail! onu yazabilmek için cidden sinema bilmiyor olmak gerek.

madem bu kadar sinema ilklerine meraklısınız, size olabildiğince belgeleri ile sinema ilkleri hakkında bilgi vereyim. en başta "sinemanın kilometre taşlarını koyan 25 isim" adlı yazım ile başlamak istiyorum:

(dipnot: uzunt metraj filmlerin linklerini koymuyorum. legal olmayacağı için. çoğu internette var ama ben koymayacağım, sadece imdb sayfalarını koyacağım)

--- sinemanın kilometre taşlarını koyan 25 isim ---

1) thomas edison
mucit olan thomas edison yer yüzünde video çeken ilk kişidir diyebiliriz. kendisi icat ettiği kamera ile birçok görüntü kaydetti ve bunları insanlara ‘para’ karşılığında izlettirerek tarihe geçti. video dediğimiz şey, thomas edison ile başladı. lakin ortada şöyle bir sıkıntı vardı: edison çektiği videoları toplu bir şekilde gösteremiyordu. çünkü kinetoskop aynı anda sadece bir kişinin izleyebileceği bir aletti. bunu düzeltmek başkalarına kalmıştı.

* edison’un gösterdiği kinetoskop görüntüeri:
https://youtu.be/686y7bzyava
kinetoskop tam olarak nedir
* keza thomas edison, amerika'daki ilk film stüdyosunun kurucusudur:
https://en.wikipedia.org/wiki/edison's_black_maria

2) lumiere kardeşler
lumiere kardeşler cappucine bulvarındaki grand cafe’de yaptıkları özel gösterimde ‘sinemayı’ keşfettiler. edison’un kinetoskop’una level atlatıp sinematograf’ı icat ettiler ve küçük bir kalabalığa çektikleri videoları bir yere yansıtmak vasıtasıyla izlettiler. sinematografın icadı için buraya bakabilirsiniz: bkz. lumiere kardeşler böylece ilk toplu gösterimi yani sinemayı keşfetmiş oldular ve bu keşifleri dünya tarihini değiştirecekti. onlar bu gösterimi yaptıktan sonra yanlarına biri geldi ve sinematograf makinesini kaça satacaklarını sordu. lumiere kardeşler ne kadar enteresandır icat ettikleri makinanın ömrünün uzun olmayacağını sinemanın tutmayacağına inanıyorlardı ve bu sebeple gelen kişiye makinelerini satmadılar. yalnız gelen kişi red edildiği için hırs yaptı ve sinemanın gidişatını inanılmaz bir şekilde değiştirdi.

* lumiere kardeşlerin ilk görüntüleri:
https://youtu.be/4nj0veo4q6s

3) george melies
evet, lumiere kardeşlerin red ettiği adamın adı: george melies idi. melies red edilmenin hırsıyla kendi kamerasını icat etti ve sokaklara düştü. görüntüler çekmeye başladı. sonra bir şey oldu ve kamerası tutukluk yaptı, ardından tekrar çalıştı. görüntüleri izleyen melies şans eseri bir şey keşfetmişti: kesme kurgusu! görüntüde sokakta ilerleyen insanlar bi anda kaybolmuşlardı. bunu gören melies hemen bu tekniği kullanmaya başladı. melies, kesme sayesinde pelikül üzerinde ilk efekt yapan insan oldu. kendisi o kadar hayalperestti ki canavarlı, yaratıklı filmleri ilk çeken kişi oldu. 1902’de aya yolculuk filmini çekti. ilk bilimkurgu filmini de, ilk korku filmini de o çekti. hatta ilk konu anlatan kişi melies oldu. diğerleri gibi sadece görüntüler çekmedi; konulu filmler yaptı. melies bu sebeple sinemanın ‘vaftiz babası’ olarak adlandırılır. şuan yapılan bütün efektlerin temeli ona aittir. yalnız melies’in de yapamadığı bir şey vardı. onun filmlerinde kamera hep sabitti ve kendisine ait olan tiyatroda çekim yapardı. filmleri tiyatronun perdeye yansıtılmış hali gibiydi biraz da. onun akıl edemediğini bir başkası akıl etmişti.

* george melies’nin aya yolculuk filmi. bu film hem ilk bilimkurgu filmidir hem de "bildiğim kadarıyla" ilk uyarlama filmdir çünkü jules verne'in aya sehayat ve h.g. wells'in aydaki ilk insanlar eserinden uyarlanmıştır:
https://youtu.be/_frdvdklxuk
* keza george melies de avrupa'da ilk film stüdyosu kuran kişidir. kendisi stüdyonun çatısını saydam yaptırmıştır ki doğal ışıktan yararlanabilsin.
link

4) edwin s. porter
sinemada ilk pan hareketini yapan, ilk defa sokağa çıkıp gerçek bir film çeken kişi edwin s. porter’dır. çektiği the great train robbery ile ilk western filminin de sahibi olup ilk defa düzgün, olay örgüsü olan, mekanların değiştiği bir film çekmiş de oldu. onun bu çalışması birçok kişiye ilham kaynağı oldu. artık sinema sadece görüntülerden oluşan ya da 4 duvara sıkışan bir şey değildi. çok daha fazlası olacaktı. keza edwin s. porter, sinemada ilk açı değiştirerek çekim yapan kişidir. devamlılık kurgusu onunla başladı. bunu ilk keşfettiği filmi life of an american fireman filmdir. merdivenden yukarı çıkan itfayeciyi bir de odanın içinden çekmeyi akıl ederek hem binanın dışında hem de içinde hayat olabileceğini kanıtladı.

* edwin s. porter’ın the great train robbery filmi:
https://youtu.be/bc7wwomeggy
* life of an american fireman'ın devamlılık kurgusuz versiyonu. dikkat ederseniz itfayecinin kurtarışını önce içerden sonra dışardan çekmiş. sonra "bak aklıma ne geldi" diyerek bunları birleştiriyor ve devamlılık kurgusunu keşfediyor:
https://www.youtube.com/watch?v=6ym7-qw_gwo

5) cecille b. demille
esasında bu adamın burada olmasının tek bir sebebi var: hollywood. bu adam hollywood denen yeri bulan kişidir. hollywood keşfi de epey bir şans eseridir. hava şartlarının sürekli iyi olduğu, rahat rahat platoların kurulup çekim yapılabilecek yeri arayan cecille b. demille tesadüfen şuanda hollywood’un olduğu topraklara gelir ve bu keşfettiği yer şu anda dünyanın sinema merkezidir. kendisi de hollywood’da ilk ‘uzun metraj’ film çeken yönetmendir: amerikan kızılderili adam.

6) d. w. griffith
bu adam tüm sinema kanunlarını değiştirdi. çektiği 3 saatlik the birth of a nation filmi sinemadaki ilk paralel kurgu kullanılan filmdir; o güne kadar yapılmış en prodüksiyonlu film ünvanını da taşır. aynı anda 2 farklı hikayeyi paralel bir şekilde anlatan griffith filmin içinde kullandığı teknikler ve çekimler ile dünyayı resmen sarsar. griffith, sinemada yeni bir milat oluşturdu. işin hüzünlü yanı the birth of a nation’da gösterdiği ırkçı tavırları yüzünden daha sonra ıntolerance‘ı çekmiştir ama bir daha hiç the birth of a nation’da elde ettiği başarıya yaklaşamamıştır. ırkçılık kötü bir şey!

* the birth of a nation:
http://www.imdb.com/title/tt0004972/
* ıntolerance:
http://www.imdb.com/…itle/tt0006864/?ref_=tt_rec_tt
* ıntolerance'ın seti:
http://www.filmreference.com/…s/sjff_01_img0237.jpg
* şimdi burada büyük bir detay var. d.w. griffith tarihin ilk büyük prodüksiyonlu işini yapan adam olarak geçer. bunun sebebi filme kattığı yeniliklerdir. fakat gerçek şu ki, ilk devasa set işi cabiria'ya aittir:
http://www.imdb.com/title/tt0003740/

7) friedrich wilhelm murnau
hikaye anlatmak, kamera hareketleri derken sinema gelişiyordu. sonra bu arkadaş çıktı ve değişik bir film çekti. adı the cabinet of dr.caligari olan film sinemadaki ilk dışavurumcu filmdi. dışavurumculuk tabii ki onun keşfi değildi. dışavurumculuk zaten var olan bir sanat akımıydı fakat murnau bunu isteyerek-istemeyerek sinemaya aktarmayı başardı. çekimlerden çok sahne dekorlarının önemli olduğu, karanlık ve iç karartıcı temalara sahip dışavurumcu filmler murnau sayesinde akım haline gelir. distopya, canavarlar, korkunç mekanlı filmler bir anda furya haline geldi. nosferatu (ilk dracula fakat ilk zombi filmi değil), metropolis (ilk distopya) gibi filmler bu akımla beraber yapıldı. ilk korku filmi george melies’e ait olsa da korku sinemasını günümüze sokan kişi murnau ve onun başlattığı akım ile film yapanlardır.

* the cabinet of dr.caligari:
http://www.imdb.com/…tle/tt0010323/?ref_=fn_al_tt_1

8) dziga vertov ve robert j. flaherty
bu 2 adam sinemada yeni bir yapı taşı oluşturdular: belgesel! flaherty çektiği kuzeyli nanook ile belgesel sinemanın temelini attı. günümüzde izlediğimiz o aslanlı belgesellerin temeli bu adama ait. lakin kendisi inceden sahtekardı. kuzeyli nanook belgeselinde, eskimo ailesine kendi istediği şeyleri yaptırarak ‘doğal yaşam’ süsü vermişti. kamera arkasında istediklerini yaptırmasına rağmen her şeyi doğal yaşam olarak gösteriyordu. vertov işte bu konuda flaherty’den ayrılıyor. vertov herkese, her şeye karşıydı. kamera-göz denen bir şeye inanıyordu ki bu inanışı ileride birçok insanı etkilemiş, akımların öncüsü olmuş, ders konularına girmiştir. ona göre kamera bizim göremeyeceğimiz şeyleri görürdü. gene ona göre ‘konu’ olmamalıydı. kamerayı alıp sokağa çıkmak ve ne bulursak çekip montajlamak esas belgeseldi, esas doğallıktı. kamera-göz ya da kino pravda ileride görsel algının en önemli konularından biri olur.

* vertov’un kameralı adam‘ının bir bölümü:
https://youtu.be/oc5mg_6raum
* kuzeyli nanook
http://www.imdb.com/title/tt0013427/?ref_=nv_sr_1

9) sergei eisenstein
her şey harika ilerliyordu. sinema tam yeni bir kıvama oturmuştu ki bu adam çıka geldi ve ‘dramatik kurgu’ adını verdiği bir montaj tekniği ile “siz bi durun” dedi. görüntülerle anlam oluşturma üzerine kurulu bu teknik sinemanın temel taşlarını bir daha değiştirdi. çektiği potemkin zırhlısı filminde uyguladığı bu teknik sonrası artık görüntüler öylesine seçil-e-meyecekti. her görüntünün bir anlamı, bir önceki planı destekleyen bir manası olacaktı. eisenstein ile montaj önemli bir hal almıştı. bu da artık sinemacıların bu anlamsal yapıya dikkat ederek film çekmesi gerektiğini gösteriyordu.

eisenstein’ın çektiği potemkin zırhlısının meşhur odessa merdivenleri sekansı:
https://youtu.be/laj_1p-py2k

10) charles chaplin
nam-ı değer charlie chaplin. peki dönemin en önemli palyaçosu neden burada? buster keaton ya da harold lloyd da dönemin komedyenlerindendi. ama onlar listede yoklar. chaplin komedi sinemasında bir devrim yaptı demek doğru olabilir ama chaplin’i farklı kılan şey, dünyanın ilk en ünlü oyuncusu olmasıydı. insanlar onu görmek için setlerine geliyor, onun oyuncaklarını satın alıyor, onla yatmak için her şeyi yapıyorlardı. bir dönem neredeyse dünyanın en ünlü insanıydı. sinema ilk süper ünlüsüne chaplin ile kavuştu. onun oluşturduğu bu hava ileride birçok şeyin değişmesine sebep olacaktı. sinema git gide çok daha büyük bir sektör olmaya doğru ilerliyordu. tabii komedi sineması deyince de akla ilk chaplin gelir.

11) alan crosland ve warner bross.
alan crosland ve warner bross. öyle bir şey yaptılar ki tüm sinema kuramları değişmek zorunda kaldı. resmen sinemaya reset attılar. birçok kişiyi işsiz bırakıp, birçok şirketin batmasına sebep oldular. onların yüzünden durduk yere herkes para harcamak zorunda kaldı. ne mi yaptılar? sesi buldular! warner bross.’un geliştirdiği vitaphone tekniğini ilk kullanan kişi alan crosland’dir. çektiği the jazz singer, tamamı sesli olmasa da tarihteki ilk sesli film olarak geçer. tabii insanlar sessiz filmlerden bir anda sesli filme geçince etkilendiler. duyduklarından hoşlandılar ve daha fazlasını istediler. sesin sinemaya gelmesi demek, çekim tekniklerinin değişmesi, sinema salonlarının değişmesi, sesi kötü oyuncuların sinemayı bırakması demekti. tam bir milat oldu kısacası. bu konuyu işleyen bir film vardır ki bu film 2012 yılında oscar almıştır: the artist.

* the jazz singer'dan ufak bir kesit:
https://www.youtube.com/watch?v=uyoy8dkhtpu
* tamamı sesli çekilen ilk film ise:
lights of new york

12) will h. hays
will h. hays bir yönetmen değil. bir yapımcı da değil. oyuncu mu? o da değil. peki bu adam neden burada? bu adam: tarihin ilk sansürcüsüdür. bu adam yüzünden amerika’da koca bir kaos yaşandı. onun getirdiği kurallar sebebiyle artık filmler sansürleniyordu, sansürlemeyi bırakın, onun getirdiği kurallar sebebiyle filmler ‘aynı şekilde’ bitmek gibi belirli ve zorunlu kurallar ile çekiliyordu. misal; kötü adam hep cezasını bulmalıdır. asla kötü adam kurtulamaz. sevişmek yok. devlete laf sokmak yok. bu adam amerikan sinema tarihinin kara lekesidir ve sinema tarihindeki yeri ‘kötü’ bir şekilde büyüktür. koyduğu kurallara karşı gelen yönetmenlerin hikayesi ise ayrı bir film, yazı konusudur.

13) orson welles
orson welles bir buluş yapmadı ya da yeni bir kuram yazmadı. orson welles bir film çekti, adı citizen kane olan, film sinema tarihine ister istemez yön verdi. çünkü orson welles filmi öyle güzel çekmişti ki içinde onlarca yeni çekim tekniği, değişik açılar vardı. filmin içerisinde denediği çekim açıları ya da kadrajlar zaten vardı ama welles bunları anlamlandırmayı başarmıştı. keza filminde ‘alan derinliği’ adında bir çekim tekniği kullanarak ilerideki sinemacılara yeni bir kapı açmış oldu. orson welles sadece 1 filmle, birçok yönetmeni düşüncelere itti. filmi şimdi izleseniz belki sıkıcı bulursunuz ama çekim açısından tatmin olacağınız kesin. konu olarak değil, çekim olarak bir şaheser oluşturdu.

* citizan kane:
http://www.imdb.com/title/tt0033467/

14) walt disney
bu adamın kim olduğunu hepiniz biliyorsunuz. animasyon dünyasının tarihi bu adam ile yazıldı. çok fazla anlatmama gerek yoktur sanırım. mickey mouse ve bilimum karakteri ile walt disney animasyon dünyasının kapısını ilk açan kişi olmuştur. lakin şunu belirteyim: mickey mouse’un yaratıcısı bu adam mickey fare kadar tatlı değildir. walt disney tarihin en pis, en çirkin, en kötü insanlarından biridir. çalışanlarına zorbalık yapan bir patrondur. animasyon tarihine altın harflerle yazıldı ama hiçbir zaman iyi bir insan olamadı.

* mickey farenin ilk görüntüleri:
https://youtu.be/bbgghnqf6e4
* tarihin ilk animasyon filmi:
https://www.youtube.com/watch?v=wgh6man4l2i

15) joseph raymond mccarthy
listedeki bir diğer ne yönetmen ne de yapımcı olmayan isim. bu adamın da burada yer almasının sebebi hiç hoş bir sebep değil. amerikan sinema endüstrisine bir darbeyi de joseph mccarthy vurmuştur. dönemin cumhuriyetçi parti senatörü olan mccarthy ülkede birçok kişiyi komünist olmakla suçlamıştır. durduk yere suçladığı insanlar ile bir cadı avı başlatan mccarthy’den sinemacılar da payını aldı ve birçok kişi sinemadan uzaklaşmak zorunda kaldı. amerikan sinema endüstrisi için mccarthy dönemleri darbe niteliğindedir. zamanında sansür ile mücadele veren sinema bu sefer de komünizm safsatası ile mücadele vererek darbeye uğramıştır.

* ekleme: hicbir masraftan kacinmayan adam uyardı. izleme fırsatına erişemediğimden ötürü bilmiyordum. geçen sene çıkan bryan cranston'ın oynadığı trumbo bu dönemi anlatıyormuş. iş başa düştü izlemek gerek.

16) roberto rossellini
bir dönek olmasına rağmen rossellini muhteşem bir dönüş yaparak sinemada tarih yazmayı başarmıştır. italyan yeni gerçekçiliği diye bir şey duydunuz mu hiç? işte onun başlamasına sebep olan adam rosselini’dir. çektiği roma, citta aperta adlı film ile kocaman bir akım başlattı. rosselini kamerasını aldı ve stüdyodan çıkıp dışarıda doğal ışıklarla film çekti. stüdyolara muhtaç olmadıklarını söyledi ve sokaktaki insanları gerçek hayatlarını perdede gösterdi. bu bir isyandı. ve onun başlattığı isyan dünyanın her yerine yayıldı. devletin yalanlarına karşı başlayan bu akım sinema tarihinin en önemli meyvelerini vermiştir. sağolasın rossellini!

* italyan sineması hakkında detaylı bilgi:
(bkz: #37841734)

17) alfred hitchcock
bu tombiş abiyi tanıyanınız var mı? bu adam gerilim ve korku sinemasının özellikle de gerilim sinemasının temellerini atan, her zaman da gerilim sineması deyince akla ilk gelecek olan kişidir. çektiği polisiye gerilim filmleri ile birçok kişiye ilham kaynağı olmuştur. ayriyeten de vertigo effect denen çekimi bulan kişidir. alfred abi sonrası gerilim filmleri onun filmlerine bakılarak şekillenmiştir. birçok yönetmen alfred hitchcock’u milat olarak belirlemiş, ona göre film çekmiştir.

* vertigo effect:
https://www.youtube.com/watch?v=skjetaieldm
* alfred hitchcock, cameo mantığını oturan ilk isim de diyebiliriz. filmlerine kendini bir şekilde sokan yönetmen, bir filminde kendini sokacak yer bulamayınca, gazetede bir ilan olarak karşımıza çıkar:
https://www.youtube.com/watch?v=_ybaokimirq

18) jean luc-godard
kimi sinema tarihçileri şunu söyler: sinema lumiere’ler ile başladı, melies ile gelişti ve godard ile öldü. godard harbiden sinemayı öldürdü. o, sinema teröristiydi. bütün sinema kuramlarına ve kurallarına karşı gelerek çektiği filmler ile muhteşem bir başarı elde etti. kendi kafasına göre koyduğu kurallar ile filmler yaptı ve kendince bir üne kavuştu. çektiği serseri aşıklar filmi de fransız yeni dalgasının ilk filmi olarak kabul edilir. onun bu kuralsızlığı, başına buyrukluğu da ileride birçok çöp filmin yapılmasına ve öğrencilerin yaptıkları çöp filmlere anlam kasabilmesine sebep oldu.

dipnot: ilk film yakışıklı serge‘dir ama serseri aşıklar ilk olarak kabul edilir.
* serseri aşıklar:
http://www.imdb.com/title/tt0053472/
* ekleme: bunu nasıl unuttum yahu. godard'ın asiliği jump cut adındaki geçişin de bulunmasına ve bol bol kullanılmasına sebep oldu:
https://www.youtube.com/watch?v=1kuvwkp6mdi

19) andrei tarkovsky
bu adam sinema tarihine ne kattı? şunu kattı: farklı bir bakış açısı. tarkovsky sonrası sinemaya bakış açısı tamamen değişti. bu birçok yazarın ve sinema tarihçisinin de düşüncesidir. çektiği filmler ile birçok sinemacının gözünü açmış, sinemaya da yeni bir bakış açısı getirmiştir. onun gibi yönetmenler yok muydu? vardı. ama en etklisi tarkovsky oldu. şuanda sinemacıları ayırıyorsak bunun sebebi bu adamdır. tarkovsky sinemacısı ile godard sinemacısı gibi. tarkovsky sonrası sinema bir yol ayrımına girdi. sanat sineması ve gişe sineması ayrımı zaten yapılıyordu fakat tarkovsky sonrası bu ayrım netleşti. artık bir tarkovsky vari film yapanlar vardı bir de amerikan vari.

20) george lucas
george lucas da öyle çok büyük bir şey yapmadı canım. sadece star wars gibi bir film yaptı ve bilimkurgu sinemasını altüst etti. onun bu şaheseri sonrası yapılan bütün filmler önce star wars’a bakıyordu ondan sonra filmlerini şekillendiriyordu. hadi hepsini geçelim, uzay deyince akla ilk gelen isim george lucas’tır.

21) george a. romero
şimdi doğruya doğru: george a. romero’yu herkes bilmez. hatta sinema tarihi derslerinde bile adı geçmez. lakin bu adam sinemada milat oluşturan isimlerden biri. kendi cebinden arttırdığı parayla çektiği the night of the living dead filmi, ilk akılda kalan zombi filmi olarak tarihe geçti. hayatı boyunca zombi filmi çeken romero zombi filmleri furyasının temelini atmış kişidir. şuan izlediğimiz the walking dead onun attığı temelin eseridir. yürüyen ölüler, zombiler, insan yiyenler, vampirler önce dışavurumculardan sonra da bu abiden sorulur.

* the night of the living dead fragmanı (gülme garantili):
https://youtu.be/0tagtiqvebs
* daha önce zombi filmi yok muydu? vardı. ama kimse onlara zombi muamelesi yapmadı. white zombie adlı film mesela adında zombi içermesine karşın vodoo büyüsü ile etki altına alınmış kişiler filmiydi. romero, ilk adam akıllı insan yiyen zombileri bize sundu. kendi de hiç zombi demedi ama olsun.

22) steven spielberg ve sakallılar devri
spielberg’ü eminim ki hepiniz tanırsınız ama ne yaptığını gerçekten bileniniz var mı? bakın anlatıyorum, toplanın hele: 70’lerde hollywood’da bir film krizi yaşanmaya başladı. bir türlü düzgün film çıkaramıyorlardı. yapımcılar hangi filme el atsa tutmuyordu. sonra spielberg ve diğer sakallılar: brian de palma, martin scorsese ve francis ford coppola geldi. dediler ki: biz eğitimli yönetmenleriz film çekmek istiyoruz ve hiçbir yapımcıyı başımızda istemiyoruz. zaten krizde olan hollywood ne kadar ıkınsa da en sonunda bu adamlara tam sorumluluk vermekten başka çare bulamadı. tam sorumluluğu alan spielberg, jaws‘ı çekti ve dünya yıkıldı! blockbuster denen kapalı gişe deyimi jaws ile ortaya çıktı. jaws o kadar sevilmiş ve izlenmişti ki filme gitmeyen kalmamıştı. hele hele filmin çekildiği denizde insanlar denize girememeye başlamış, yeni bir paranoya konusu olmuştu. ardından diğer sakallıların çektiği taxi driver, the godfather ve scarface gibi başyapıtlar gişeleri yerinden oynattı. spielberg ve diğer sakallılar sayesinde ‘yapımcı tabanlı’ sistem çöktü ve sinema resmen yönetmenlerin konuştuğu bir sektör haline geldi. yani anlayacağınız eskiden oyuncuların hangi saatte yatıp kalkacağına karar verin eli paralı yapımcılara güle güle dendi ve sinema gerçek sahibi olan yönetmen ve ekibine teslim edildi.

23) quentin tarantino
peki tarantino’nun bu listede işi tam olarak nedir? tarantino çektiği reservoir dogs ve pulp fiction ile sinemayı altüst etmeyi başarmıştır, bu bir gerçek. fakat şöyle bir durum var. tarantino 2 şeyi net olarak sinemaya getirmeyi başarmıştır. birincisi, sinema okumadan sinemacı olunabileceğini. tarantino’nun bu çıkışı birçok genç yönetmen adayına ve içinde sinema tutkusu olan insana örnek olduğu kesindir. ikincisi de tekrar filmlerinin gün yüzüne çıkması. esasında tarantino resmi bir hırsızdır. filmleri izlediği filmlerden referanslar ile bezenmiştir. izlediğiniz ve beğendiğiniz çoğu sahne başka bir filmden referans alınmış olabilir. tarantino sonrası açık bir şekilde eski filmleri yeniden gündeme getirme furyası başlamış oldu. bu tartışılabilir. fakat böyle bir ihtimal ve gerçek de ortada var.

24) daniel myrick ve eduardo sánchez
ne yaptıklarının farkındalar mıydı bilmiyorum ama kesinlikle sinemaya çok ama çok büyük bir yenilik getirdiler. bu adamlar the blair witch project‘in yönetmenleridir. yani tarihin ilk tamamı el kamerası ile çekilmiş filmin sahibiler. filmi, oyuncunun elindeki kameradan izlettirerek kimsenin akıl edemediğini akıl ettiler. bu adamların kullandığı teknik sonucunda paranormal activity yapıldı ve el kamerası filmleri bir anda patladı gitti, önünü alamadık.

* the blair witch project:
http://www.imdb.com/title/tt0185937/

25) james cameron
titanic mi? hayır tabii ki de. james cameron çektiği avatar ile sinemanın şimdiki son temel taşını koydu. muhteşem görsel efektlere sahip olan film daha önce var olmasına rağmen 3d‘nin farkına varmamızı sağladı. avatar sonrasında 3d filmlerde inanılmaz bir patlama oldu. james cameron sağolsun sinemada bizden 3 tl fazla alıyorlar artık. teşekkürler!
--- sinemanın kilometre taşlarını koyan 25 isim ---

****
şimdi gelelim diğer ilklere:

ilk yakın plan çekim: sick kitten-george albert smith
ilk hayalet çekim(kameranın bir aracın önüne bağlanarak çekim yapılması): a kiss in the tunnel - george albert smith
ilk gerilim filmi, ilk öznel çekim, ilk dikiz aynası çekimi, ilk ekranın üçe bölündüğü film: suspense-lois weber
ilk pelikül boyanarak yapılan renkli film: pantomime lesbienne-alice guy blache (george melies'in de yaptığı iddia ediliyor)
bir köpeğin gerçekten rol yaptığı ilk film olabilir: the whole dam family and the dam dog
ilk stop motion film: the humpty dumpty circus (internette mevcut değil)
ilk korku filmi: the haunted house-george melies(türkçesi: şeytanın 400 şakası)
ispanya'da çekilen ilk film: rina en un cafe

sinema tarihinin ilk kadın yıldızı: mary pickford falan değildir, florence lawrence'dır.
sürrealist ilk film(kitaplara göre): un chien andalou - luis bunuel ve salvador dali

fotolu versiyonunu görmek isteyenler siteden bakabilirler. reklam olmasın diye hepsini buraya fazla fazla koydum ama isterseniz siteden de okuyabilirsiniz: link

(bitirme notu: bir ara da türk sinemasının ilklerini yazarım. yazmak vaktimi alıyor, üşendim, onu başka zamana koyarım.)
(son not: daha var da yoruldum. edit ederek birkaç tane daha ekleyeceğim.)
devamını okuyayım...
1060 14.06.2016 12:53 ~ 21.12.2016 20:39 kopuksenaryoo
yatak alırken hani sertliğine bakmak için üstünde zıplıyoruz ya mağazanın içinde, heh ondan milletçe kurtulacağız artık.
yatağın sertliği arttıkça, yatağın üstündeki desenler de birbirine yaklaşıyormuş.
yani yatağın üstündeki desenler ne kadar sıksa o yatak o kadar sertmiş.

edit: döşekçiler seri eksi veriyor lan!

edit büdüt: kaynak göster lan ayı! diyenler olabilir. otobüslerde koltuk arkasında hani ekranlı bişey var ya. özel ismi var mı bilmiyorum. ney boksa artık. pamukkale turizmin otobüsünde vardı bu teknoloji. içinde belgeseller kısmında bi bölüm var ordan öğrendim. hatta sigmund freud ile ilgili ilginç bir şey öğrenmiştim ama bu bilgileri otobüste can sıkıntısından öğrendiğim belli olmasın diye ikisini bir arada yazmadım. 1 hafta falan sonra yazacaktım. hay amk illa söyletceniz adama. adam kokaini ilaç olarak göstermiş millete. tabi farkında olmadan. canından çok sevdiceğine de belli dozajlar kullanmasını önermiş. doktor bi arkadaşı varmış hatta adam başka bir şeye bağımlıymış bizim freud adama kokain önermiş ilaç olarak. adam bu seferde kokain bağımlısı olmuş.
21 19.10.2013 22:56 ~ 23:55 ezadd eren
hani filmlerde bir adam arkadan dolaşır da diğerine şırınga saplar da adam ölür ya, işte o şırınganın içindeki zehir,ilaç falan değilmiş. et suyuymuş be bildiğimiz et suyu. saf protein kanda taşınamaz, aminoasite dönüşmesi gerekirmiş. dönüşemediği için de kalp krizi gerçekleşirmiş. ufkum üçe katlandı. belki dörde bilemedim.
134 04.11.2013 20:48 soykhan
tavuğun yumurtlamak için horoza ihtiyac duymaması. horoz sadece civciv olacak yumurtalarda devreye giriyor. yani yediğimiz yumurtalar aslında döllenmemiş yumurtalar.

oysa ben bu yaşıma kadar yumurtanın beyazının üstündeki renksiz cıvık cıvık maddeyi.. neyse bahsetmek bile istemiyorum.
58 14.06.2013 19:05 someone in the gutter
"ana gibi yar ,bağdat gibi diyar olmaz" atasözünde, ananın ana değil "ane" olduğu, ane'nin bağdat'da bir uçurum ismi olduğu, yar'ın sevgili anlamına gelen yar değil, uçurum anlamındaki yar olduğu.
75 14.05.2012 11:09 yasayan jelibon
bazılarının neden yaşasın kapitalizm dediğine dair bir örnek, bir aydınlama.
sinema salonlarında satılan patlamış mısırdaki fıyatlandırma stratejisinin, satış adetlerine etkisi üzerine yapılan bir deneyde;
deneyin ilk bölümünde,
küçük boy mısır 3 dolar
büyük boy mısır 7 dolar
denmiş ve satışlar gözlenmiş.
satışlar sonucunda küçük boy mısırın daha çok sattığı görülmüş. küçük boy tercih edenlere bunun sebebi sorulduğunda ise
- büyük çok pahalı, aralarında iki katından fazla fark var. bu kadar fazla para vermeye gerek yok.
cevaplarını vermişler.
deneyin ikinci bölümünde,
iki seçenek arasına bir de orta boy seçeneğini eklemişler ve fiyatına da 6,5 dolar denmiş.
satışlar sonucunda ise bu kez büyük boy mısırın daha çok sattığı görülmüş ve tercih edenlere;
- neden büyük boy tercih ettiniz, en pahalı o değil mi?
diye sorulduğunda;
- orta boy ile aralarında sadece 50 cent var, 50 cent daha vererek niye bir büyük boya sahip olmayayım ki.
cevaplarını almışlar..

küçük boy'a ne oldu, gören var mı?

sonuç;
ilk bölümde en çok satan seçeneğin, ikinci bölümde en pahalı olanla sadece
araya konan yeni bir seçenekle kolayca yer değiştir(il)mesi. bu sayede insanların ceplerinden fazladan 4 dolar daha hiç yorulmadan almaları(alabilmeleri).
diğer bir sonuç da;
kişinin cebinden bu 4 dolar'ı vermesi(verebilmesi) olabilir.

edit: buna decoy effect deniyormuş.
bilgilendirme için return of the kedi'ye teşşekür ederim.
devamını okuyayım...
269 28.04.2015 23:57 ~ 30.07.2016 04:10 lebowskit
bazen "şimdi sıçtık" diyebileceğimiz durumlarda bile bardağın yarı dolu olabileceğini ve böyle durumları kendimiz için olumlu duruma çevirebilecegimiz gerçeği. ornek içinde biraz çakallık var ama olsun... temsili.

sene 1912. amerika’nın meşhur başkanı theodore (teddy) roosevelt’i, 2. kez başkan seçmek için, seçim kampanyaları tüm hızıyla devam ediyor. roosevelt’in kampanya müdürü george walbridge perkins, seçimler için bir broşür hazırlatır. broşürün kapağında ise theodore roosevelt’in güzel bir fotoğrafı vardır. amerika’nın her bir köşesine gönderilmek üzere 3 milyon adet broşür basılır. postaya verilmesine birkaç dakika kala, george’un gözüne, broşürün kapağında yer alan fotoğrafın altındaki küçük bir yazı ilişir: moffett stüdyosu, şikago.

george’un başından kaynak sular dökülür bir anda. "şimdi sıçtık" der. 3 milyon adet broşürde yer alan fotoğrafın telif haklarını şikago’da bulunan bu küçük stüdyo elinde tutmaktadır ve kampanya çalışanlarından hiç kimsenin aklına, bu stüdyodan izin almak gelmemiştir.

sorun, eğer, stüdyonun sahibi telif haklarına dayalı bir dava açacak olursa, theodore roosevelt, kullanılan her fotoğraf başına 1 dolar ödemek zorunda kalacak olmasıdır. kampanya içinde önemli bir yeri olan broşürün, çöpe atılıp (3 milyon adet) ziyan edilmesinin de doğru bir davranış olmayacağına karar veren george wallbridge perkin, hemen telgrafın başına geçip, şikago’daki stüdyoya şu mesajı gönderir:

"biz, roosevelt’in başkanlık seçimleri için, kapağında senin çektiğin fotoğrafın yer alacağı, 3 milyon adet kampanya broşürü basmak istiyoruz. bu senin stüdyon için büyük bir tanıtım fırsatı. bize, fotoğrafını kullanmamız için ne kadar ödeyebilirsin?"

stüdyodan aynı gün içinde cevap gelir:

"şimdiye kadar hiç böyle bir tanıtım çalışması yapmadık ve bu bizim için büyük bir fırsat ama biz, yalnızca 250 dolar ödeyebiliriz!"

bardak yarı dolu mu, yarı boş mu? tartışması aslında bu örneğin altında yatan ana olay. birçok şirket/kişi, içinde bulunduğu kötü durumu “felaket” olarak adlandırırken, bazıları ise, içinde bulunduğu her durumu, bir “fırsat” olarak görebiliyor ya da “felaket” yönetimini o kadar ince planlayıp, güzel uyguluyor ki, her “felaket” onlar için bir fırsat haline dönüşüyor.
devamını okuyayım...
214 28.08.2014 08:56 altiustu
sevgilinize, eşinize fark etmez; " telefonuma senin resmini koydum diyin, hiçbir kız aaa teşekkür ederim aşkım demez, direk hangi resmi koydun dermiş.
not: eşimde denedim. %100 çalışıyor.
103 30.10.2014 20:31 ~ 20:32 bir cevabim yok ama soru guzelmis
her gün 30-45 dakika kadar körlük yaşıyoruz. bu da neredeyse hayatımızın %2'lik kısmına denk geliyor.

saccade: ing. gözün kısa ve hızlı hareketi.
saccadic masking: gözün kısa ve hızlı hareketi esnasında bulanık olan görüntüler yerine, beynin milisaniyeler önceki stabil görüntüyü göstermesi durumu.

bir aynaya gidip gözlerinizden birine bakın. sonra kafanızı sabit tutup öteki gözünüze bakın. bunu yaparken gözünüzün hareket ettiğini göremeyeceksiniz. yani kendi gözünü hareket ederken göremiyorsun. ama hareket ediyor. işte orada beyin diyor ki, kardeşim senin bana verdiğin görüntü bulanık, dandik; ben sana ultra hd görüntü göstereceğim. hakkaten de gösteriyor. yani gözün gördüğü görüntüyü görmezden geliyor.

bu saccade olayı 20-100 milisaniye arası gerçekleştiğinden hiçbir şey anlamıyoruz. mesela arabada seyahat ederken yanımızdan hızla geçen arabanın gözün algıladığı kısımdaki hallerini görüyoruz. beynin oluşturduğu düzgün görüntüleri görüyoruz yani.

dilim döndüğünce özet geçtim. olayı incelemek isteyenler için linkler:

wikipedia
link2
link3
video1
video2
509 28.09.2015 12:36 elitist berdus
ölünün ardından duaların edildiği 7. ve 40. günler islam kültüründe bulunmaz.

cenazenin 7'sinin çıkması ve dua edilmesi, pagan ve çin kültüründen...

40'ının çıkması ve ardından edilen dualar da, katolik ve orthodoks'lardan bizlere mirastır.

yani siz aslında, cenazenizin ardından yedisinde ve kırkında helva yaptığınızda, aslında islamla alakası olmayan bir ritüeli gerçekleştiriyorsunuz.

edit: debe olmuş bu entry, çok ilgilenmesem de teşekkürler. ama sanırım güzel bir işe de yarayabilir, eğer şuraya göz atarsanız (bkz: güvendik ilk-orta okulu yardım kampanyası)
264 21.12.2015 16:19 ~ 22.12.2015 11:03 what makes you think i m not a superhero
şu sineklerin ellerini ovuşturup kafalarından geçirme hareketi var ya, ben bu hareketi sineğin karakterine mahsus bir piçlik sanıyordum. "ısırıcam şimdi hepinizi ha" dercesine. meğerse minimininin uçarken eline koluna havadaki moleküller falan yapışıyormuş. onları temizliyormuş habire.
bunu öğrendikten sonra sinekler üzerine derin araştırmalarıma devam ettim ve sineklerin de aslında bizden olduğunu, onların da rızkına koştuğunu gözlemledim. zaten bu kadar imkansızlıklarla dolu bir hayatları var, bir de onlardan çekirdeğimi karpuzumu esirgeyemem. vallahi üzüldüm ya. oh, iyi ki sinek değilim.
40 29.10.2012 19:58 biz de yeni kalkmistik
amerika'daki zencilerin afrikada'kilerden daha iri olma sebebinin doğal seçilim olduğunun aniden anlaşılması.

köle olarak beyazlara satılan zenciler batı afrika'da çok kötü şartlarda aylarca kafeslerde bekletilir, sonra yine aylarca süren boktan gemi bir yolculuğuna katlanırdı. amerikada'ki ler işte tüm bu badireleri atalabilmiş olanlar, diğerleri öldü.
116 15.02.2011 08:27 bardas skleros
vücudun 24 saati...

06.00 : kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.

07.00 : vücut hâlâ zayıf. spor yapmaktan kaçının. kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.

08.00 : libidonun en yüksek olduğu saat. fazla miktarda hormon salgılanıyor. sigara tiryakileri için de durum aynı. kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.

09.00 : vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. iğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.

10.00 : organizmanın kendine gelme, 'ben burdayım' deme saati. fazla enerjik, vücut en yükes ısı seviyesinde. verimliliğimiz de öyle. 'kısa süre belleği' iyi durumda. bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.

11.00 : vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.

12.00 : dinlenme saati. dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanıyor.

13.00 : vücut formdan düşüyor. verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.

14.00 : bitkin oluruz. çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. çünkü bu saatte acı az hissediliyor. lokal anestezi uzun süre devam ediyor. (30 dk.).
15.00 : enerji geri geliyor, bellek tam formunda. ikinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az.

16.00 : spor için en iyi saat. tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.

17.00 : organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor.kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00'ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.

18.00 : akşam yemeği için ideal saat. pankreas bu saatte özellikle aktif.

19.00 : kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.

20.00 : karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. etkisi hemen görülüyor. antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor. (yemeği kesiyoruz)

21.00 : sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. gelen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.

22.00 : vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. sigara içenler dikkat! bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor.

23.00 : organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. sakinleşip, rahatlıyoruz. ( tatlı rüyalar)

24.00 : uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. ilk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.

01.00 : verim en alt düzeyde. bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.

02.00 : araba kullananlar dikkat: görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor.

03.00 : bedenin de ruhun da en karanlık safhası. melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. intihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.

04.00 : stres hormonundan enerji kazanıyoruz. enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. doğum yapma olasılığının en yüksek saati.

05.00 : erkeklik hormonu salgılanması artıyor. strese hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor.

ve yeni bir gün başlıyor.
357 24.09.2014 20:54 rhizoma
kim olduğunu iyi bilen büyük üstad aziz nesin'in soyadını kendisinin nasıl aldığının hikayesi düşündürürken hüzünlendirir.

kendi üslubu ile soyadına dair;

''1934 yılında soyadı kanunu çıktı. her türk kendine bir soyadı alacaktı. herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. dünyanın en cimrileri 'eli açık', dünyanın en korkakları 'yürekli', dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar.

bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadını almıştı. ırkçılığın yayıldığı günler olduğundan; özellikle türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı.

her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım.
bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime nesin soyadını aldım. herkes 'nesin' diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.''
347 06.07.2016 13:48 yine tek mactan yatan adam
ben dün face te bi resim gördüm. ananas tarlası. ben onu hep yıllarca böyle tropikal egzotik ağaçlarda yetişen bi meyve sanırdım. bildiğin toprakta yetişiyormuş ya.
yıllardır yaşadığım en büyük hayal kırıklığı oldu, her ne kadar hiç yemiyordum ise de o benim ağaç meyvemdi.
19 14.07.2013 22:50 pikap
dünyanın en büyük kargo şirketlerinden fedex(federal express)'in her gün dünya üzerinde 375'ten fazla noktaya hava yolu ile uçuş gerçekleştirmesi, hatta ve hatta acil durum veya ani değişikliklere "laaaps!" diye cevap verebilmek için her gün havada boş uçaklar uçurması.
adamlardaki sisteme bak amk! bizimkiler şubelerinin arka sokağındaki evimi bulamıyor.
63 12.02.2014 15:04 ~ 15:38 alebahad
mouse'un ortasındaki tekerleğe basıldığında, tek tıkla istediğim şeyin yeni sekmede açılabilmesi. resmen hayatım değişti yahu bunu öğrenince, niye kimse söylemedi bu olayı bana daha önce!
56 15.01.2011 16:35 physkos
yıllardır ingilizce bilirim az önce proficiency'ye çalışırken ever'ın olumsuzu olan never'ın aslında not ever'ın kısaltılmışı olduğunu ve bu sebepten never barındıran cümlelere not konmadığını öğrendim. bunu öğrendikten sonra doğal olarak bir hasssssiiiiktiiiiir tepkisi vermiş oldum. yemin ediyorum ufkum 2 değil 222 katına çıktı.

edit: yıllardır aynı mesajı alıyorum, edit'leyeyim bari dedim.

either - neither

one - none da aynı şekildedir.
139 13.01.2012 15:27 ~ 31.12.2015 11:31 airness
dikiş makinesinin çalışma prensibi.

http://9gag.com/gag/ajrdngr
46 03.04.2014 14:50 perde takabilirim
içinde yaşadığımız dünyanın, sizin, benim, hepimizin hayatının aslında bir hologram olabilme ihtimali.

daha ayrıntılı ve kısıtlı bilgimle anlatmam gerekirse, içinde bulunduğumuz 3 boyutlu gerçeklik, evrenin herhangi bir yerinde gizlenmiş 2 boyutlu bir bilginin yansıması olabilir. bu, fizikçilerin çok yeni ürettikleri senaryonun kaynağı karadeliklerin yapısından geliyor. karadelikler, malumunuz, içine aldıkları her nesneyi, eşyayı, bilgiyi yutar. sonsuza dek kaybetmiş oluruz. söz gelimi, bu karadeliklerden birinin içine, içi para, kredi kartı bir cüzdan attığımızı varsayalım. karadeliğin yoğun çekiminden dolayı cüzdan sonsuza dek kaybolacak. ancak, akıllara durgunluk veren nokta tam da burası. cüzdan, karadeliğin içinde kaybolsa bile, cüzdanın içindeki tüm bilgilerin bir kopyası karadeliğin yüzeyine yansıyacak. bilgiler, tıpkı bilgisayarda depolandığı gibi karadeliğin yüzeyine depolanacak.

sonunda, aslında cüzdan iki yerde varoluyor. birincisi, karadeliğin içinde, 3 boyutlu olarak. ikincisi, yüzeyde bilgi olarak kalan 2 boyutlu sürüm. yani, sadece dışına bakarak karadeliğin içinde ne olduğunu görebilmemiz söz konusu. teoriye göre, karadeliğin yüzeyindeki bilgi kullanılabilinir ve cüzdan yeniden inşa edilebilir.

hal böyleyken, bu çılgın senoryaya göre, evrendeki her şey -galaksiler, yıldızlar, tüm insanlar, hatta uzayın kendisi bile- dahil olmak üzere, uzakta 2 boyutlu bilginin depolanmış halinin yansıması olabilir!

heyhat! tüm yaşamamız bir hologram olabilir. 3 boyutlu dünya bir yanılsama, nihai, kesin gerçeklik evrenin yüzeyindeki 2 boyutlu gerçeklik olabilir.

kaynak
devamını okuyayım...
162 15.04.2014 19:56 eylulayigelsin
bugün ismail küçükkaya'nın tbmm bahçesinde canlı olarak gerçekleştirdiği fox haber programında öğrendiğim;

malum; süleyman demirel'in vefatı nedeniyle ülkede 3 gün milli yas ilan edildi ve tüm bayraklar yarıya indirildi. ismail küçükkaya ise kameramandan bayrağı çekmesini istedi, o esnada tbmm genel sekreteri de yayında konuk. bakın dedi, yas olmasına rağmen meclis bayrağı yarıya indirilmemiş durumda.

genel sekretere nedenini sorduğunda; tbmm bayrağı milli egemenliği temsil ediyor dedi. bu yüzden tbmm bayrağı yas günleri de dahil dedi asla yarıya indirilemez. ayrıca hemen yanında beyaz bir flamanın olduğu bir bayrak direği daha vardı ve bakın dedi hemen yanında bir bayrak direği daha bulunuyor, eğer olur da türk bayrağının değişmesi gerekirse yırtılma, yıpranma, kirlilik vs. bu durumda türk bayrağı indirilmeden önce o flamanın oldugu direğe yeni bir türk bayrağı çekilir ve direk asla bayraksız bırakılmadan bu işlem gerçekleşir dedi.

ayrıca bir de anıtkabir'de bulunan bayrak 10 kasım harici kesinlikle yarıya indirilmezmiş.

ufku iki katına çıkarır mı bilmem ama bayrağını seven her bireyin bilmesi gereken şeylerdir diye düşünüyorum.
117 18.06.2015 21:28 hem okur hem yazar
bugün `debe'ye giren saç entrysi (#54214721) insanların çoğunluğunun okudukları, duydukları şeylere, özellikle de komplo teorilerine sorgusuz sualsiz nasıl inandıklarının güzel bir kanıtıdır.

vietnam savaşında kızılderililer, sinir sisteminin uzantısı olduğu iddia edilen saç telleri (saçnızı kestirdiğinizde acı içinde kalmıyorsunuz ama?), şarlatanlık olduğu defalarca ispatlanmış kirlian fotoğrafçılığı, enerji yayma şeysi falan hepsi bir arada bu entryde. oysa, baştan aşağı yanlış içindekiler.

üstelik oldukça duyarsız bir yalan bu. kemoterapiden dolayı saçlarını kaybedenleri, genetik olarak saçları dökülenleri vs hiç düşünmüyor musunuz? insan iki dakika durur düşünür be ya

inanmayın demiyorum, kendi içinizde hobi olarak gene inanın ama sanki evrenin sırrını keşfetmişçesine heyecanla yaymayın çünkü sizin gibi her duyduğuna inanan bir sürü insan var ne yazık ki internette.

saç efsanesinin yalanlanması: http://www.skepticblog.org/…1/12/22/hair-of-samson/

ege üniversitesi bunyesinde sarlatanliga dur demek icin lutfen destek:https://www.change.org/…e-bilime-desteğini-geri-çek
60 23.08.2015 12:05 ~ 24.08.2015 07:51 lecagot
garanti süresinde sizden kaynaklanmayan her türlü sorundan dolayı arızalanan herhangi bir ürünün bilhassa arızalı telefonuzun bedel iadesini yani paranızı 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanundan doğan haklarınız ile servisin 20 iş gününü dahi beklemeden talep edebileceğiniz, sonrasında bu bedeli alabileceğiniz. garantisinin son günü arızalansa bile.

tek tek anlattım:
(bkz: lg g4/#63254809)
herkes görsün, haklarından haberdar olsun diye buraya da paylaşıyorum.
1022 02.10.2016 14:38 ~ 06.10.2016 09:39 karacigerim vur kadehlere
kandaki kimyasal maddelerin oranlarıyla okyanustaki kimyasal maddelerin oranlarının aynı olduğunu debe'den öğrendikten iki dakika sonra yanlış olduğunu öğrenmek:

https://answersingenesis.org/…evidence-abiogenesis/

özet: bu konuda yapılmış hiçbir bilimsel çalışma yok. var olanlardaki veriler de desteklemek yerine bu iddiayı yalanlıyor.
19 19.06.2014 12:32 ssg
disney filmlerindeki ana karakterlerin anne-babasının olmamasının sebebi.

genel kanı -hatta bu başlıkta da bahsedilmiş- walt disney'in genç yaşta annesini kaybettiği ve bunu asla atlatamadığı için içindeki boşluğu sinemaya aktarmış olduğu yönünde. sahiden walt disney ve kardeşi roy disney büyük başarılara imza attıktan sonra her çocuğun hayalini kurduğu şeyi yapıp, anne babalarına eskisinden çok daha güzel bir ev almışlar. kısa bir süre sonra evdeki fırının hatalı montajından dolayı anneleri zehirlenerek ölmüş. walt disney'in hayatının sonuna dek bu konu hakkında en yakınlarıyla bile konuşmadığı söyleniyor.

fakat tarihlere bakıldığında, bu trajedi yaşandığında bambi ve pinokyo'nun zaten yapım aşamasında olduğu, pamuk prenses'in ise çoktan yayınlanmış olduğu görülüyor. disney filmlerinin pek çoğunun önceden varolan hikayelerden uyarlandığı da göz önüne alınınca şu ortaya çıkıyor: genel olarak çocuk hikayelerindeki ana karakterlerin anne babaları yok.

sebebi de çok pratik aslında: çünkü çocuk filmleri büyümekle ilgili. ana karakterin sorumluluk alması, hata yapması, başarısızlığa uğraması, ders çıkarması, şanssızlıklar karşısında dik durmayı, vicdanlı olmayı öğrenmesi veya kendi gücünün farkına varması gerekiyor. disney'in birçok filminde prodüktörlük yapan don hahn'ın açıkladığı üzere, bir film ortalama 90 dakika olduğu için çocuğun tüm bunlara olabilecek en kısa zamanda imkan bulması lazım, bu da anca ebeveynlerinin olmaması ya da filmin başında ölmeleriyle mümkün oluyor. yani film yerine dizi çekiyor olsalar belki de ana karakterler analı babalı büyüyecek.

çok basit ve hatta içten içe bilinen bir sebep belki, ama ismini koymak ilginç oluyor.
40 16.09.2014 13:37 ~ 14:35 deinnorra
daha düne kadar okyanus ötesine selam gönderenlerin trolleri bugün fetoyu yahudi yapıp ufku iki katına cıkarma deneyleri yapıyorlar, bu siktigimin dincileri de mide bulandırıyor artık, hayır propanganda yapma demiyorum yap ama başlık ac bari burayı kirletme amın evladı.
23 08.02.2015 22:46 ~ 22:47 gnl rkn
cengiz han ve moğollar ile ilgili bilgi vermek istediğim başlık. ufkunuzu iki katına çıkarır mı söz veremem.

bazı doğru bilinen yanlışları yazmak ve daha önce başlıkta belirtilmeyen bilgiler vermek istiyorum.

öncelikle doğru bilinen yanlışlardan başlayalım:

1) kendisine atfedilen da bu da benim hanım olayı uydurmadır. hiçbir dönem kaynağında eşi börte için hanım kelimesi geçmez.

2) kendisi ve halefleri milyonlarca insanı öldürmemiştir. bu olay tarihin her safhasında vardır. öldürülenler kendisini acındırmak ve mağlubiyeti hafifletmek için, öldürenler zaferini abartmak için verilen sayıları arttırırlar. iran kentlerinde her bir şehir için ortalama 2 milyon insanın öldürüldüğü söylenir. halbuki iranın o günkü toplam nüfusunun 2 milyon olması bile zordur. veya bağdat'ta 800.000 kişiden bahsedilir. bu da muhtemelen 80.000 kişi kadardır.

3) bugün yapılan bazı propaganda dizilerinin aksine moğollar anadolu halkına zulm etmemiştir. aksine beylerinden rahatsız olan bazıları onları moğollara şikayet bile etmiştir. anadolu halkının şanssızlığı, moğol imparatorluğunun yıkılış dönemine denk gelmeleri ve biraz fazla vergi ödemek zorunda kalmalarıdır. moğollardan asıl zulmü ruslar, çinliler ve avrupalılar görmüştür.

4) söylendiği gibi türkler akın akın moğollardan kaçıp anadolu'ya gelmemiştir. kaçanlar sadece türkmenlerdir. bu türkmenler de moğollar ile savaşan harezmşah devletinin tebaası idi. kırgızlar, kıpçakların bir bölümü, uygurlar ve kuzey doğu türkleri kendi istekleri ile moğol imparatorluğuna katılmış, vezirlik, müşavirlik, generallik gibi önemli rütbelerde görev yapmışlardır.

bazı bilgiler verelim:

1) cengiz han çocukken köpeklerden korkardı.

2) en yakın arkadaşlarından ve komutanlarından birisi olan cebe ile tanışması gariptir. moğolistan iç savaşında daha cengiz han olmamış timuçin'in atının boynuna ok gelir ve yaralanır. uzun uğraşlar sonucunda iyileştirilir. ardından oku atan adamı merak eder. çünkü ok ustaca atılmış, atın tam boyun kemiğine isabet ettirilmiştir. timuçin oku kimin attığını sorunca, oku adan cirkoaday ismindeki adam kendisinin oku attığını söyler. timuçin onun cesaret ve yeteneğinden etkilenip onu hizmetine alır. ardından da bu kişinin ismi ok ucu anlamındaki cebe olarak değiştirilir. onbaşı rütbesi verilen cebe, kısa bir süre içinde moğol ordusunun generalliğine kadar yükselir.

3) cengizin oğlu cuci, aslında babası belli olmayan bir çocuktu. cengizin eşi börte merkitler tarafından kaçırıldı. kaçırıldığında henüz 3 haftalık evlilerdi. kurtarılması ise yaklaşık 10 ay sonraya denk geldi. börte kurtarıldığında kucağında bir erkek çocuk vardı. bu çocuğun kimden olduğu asla anlaşılamadı. yine de cengiz han bu çocuğu sahiplendi ve ona misafir anlamına gelen cuci ismini verdi.

4) cengizin torunlarından olan hülagü, şaman geleneklerine göre gömülen son moğol hanıdır. çünkü moğollar asyadan dışarı çıktıktan sonra budizm, islamiyet ve hıristiyanlık arasında bir seçenek yaparak eski dinlerini bıraktılar. hülagü ise her zaman şaman geleneğine bağlı kaldı.

5) cengiz yasasına göre islamiyet, budizm, şamanizm, hıristiyanlık, yahudilik ve diğer tüm dinlerin, din adamlarından vergi alınmazdı. ama garip olan durum, üstüne basa basa ali bin ebu talip oğullarından da vergi alınmayacağının belirtilmesidir. bağdad kuşatmasında da hülagü, ali oğullarına, rahiplere, bilim adamlarına, imamlara ve hahamlara zarar vermeyeceklerini bir kağıda yazdırmış, kağıdı da bir okun ucuna takarak şehre attırmıştır.

6) moğollar biyolojik silahı etkin kullanan bir orduya sahiptirler. ölü inek, köpek ve hayvan cesetleri mancınıklar ile şehre atarak şehir içinde hastalık yayılmasını sağlamaya çalışmışlardır.

7) bir çok moğol hanının mezarı belli değildir. hanlar gömüldükten sonra üzeri atlarla çiğnenir ve mezarın yerinin belli olmaması sağlanır, cenazeye katılan herkes öldürülürdü.

8) anadolu genel valisi olan temürtaş, kendisine karşı gelen eşrefoğlu süleyman beyin ellerini, ayaklarını ve hayalarını kestirip beyşehir gölüne atmıştır.

9) sübötey, çok önemli bir moğol generalidir. avrupa fetihlerini yönetmiş, az adamla çok toprak fethetmiştir. kendisi arasında yüzlerce kilometre mesafe bulunan orduları aynı anda yönetip, savaş alanına beklenmeyen şekilde sokan bir kişidir. bu taktik harezmşah şehirleri alınırken de uygulanmış, her şehir dört taraftan da kuşatılmıştır. ayrıca kendisi nesturi bir türktür.

10) moğol ordusundaki her 10 kişiden 8 i türktü. moğolların nüfusunun az olması sebebiyle, ordu türklerden kurulmuştu. ayrıca mali işler uygur türklerine, ordu komutanlığı da hakas türklerine emanet edilmişti.

11) moğol devletinde yetenekler esastır. din ve millete bakılmaksızın yeteneği olanlar en üste kadar çıkabilirdi. moğolların emrinde yahudi doktorlar, müslüman tarihçiler, hıristiyan komutanlar çalışmıştır. bu hiçbir zaman probleme yol açmamıştır.

12) cuci'nin çocukları, dedeleri cengiz han öldükten sonra merkez ile bağlarını koparmıştır. bir daha kurultaylara katılmamış merkezden emir almamış, onlarla ilişkilerini kesmişlerdir. belki de sebebi babaları ile ilgili yukarıda verilen bilgi olabilir.

13) ögeday bir gün çok hastalandı ve yatağa düştü. her bir taraftan şamanlar getirilmesine rağmen iyileşmedi. bir gün otağına cengizin en küçük oğlu tuluy geldi ve şunları söyledi:

"tengri. işlenen günahlardan dolayı ceza veriyorsan ben daha çok adam öldürdüm. eğer yetenekli birisini yanına almak istiyorsan ben daha yetenekli birisiyim ve daha iyi savaşırım, ben buna daha layığım. o yüzden ögedeyi iyileştir ve beni al"

gerçekten de tuluy cengizin en yetenekli oğlu idi. çok iyi bir savaşçıydı ve ülkeye möngke, hülagü, kubilay gibi üç büyük oğul vermişti. işin garip tarafı ise, bu konuşmadan 2 gün sonra ögeday iyileşmiş, tuluy aniden ölmüştür.

şimdilik bu kadar. istek olursa devamını da yazarım. yazı hataları varsa kusura bakmayınız. tabletten yazdığım için biraz zorlu oldu.

-------------------------------------
ekleme.

öncelikle beğenen herkese teşekkür ederim. özel mesajdan onlarca güzel mesaj aldım. bunun yanında sebebini anlayamadığım bir şekilde, agresif mesajlar atanlar da oldu. ekşi sözlük'ün garip insanlar barındırdığını düşünüyorum. adam 800 yıl önce yaşamış bir adam için gelip beni şakşakçılıkla suçluyor, ne çıkarım olacaksa cengiz'den.(bkz: swf)

bunun yanında bu bilgilerin kaynağını soranlar da olmuş tabiki doğal olarak. şehir dışında olduğum için yazamadım ama şimdi kaynakları ekleyelim hemen arkadaşlar:

jean paul roux-moğol imparatorluğu tarihi
vladimircov-cengiz han
bertold spuler-iran moğolları
moğolların gizli tarihi

ilgi gösteren ve mesaj atan herkese teşekkürler, elleriniz dert görmesin.
462 11.12.2015 09:53 ~ 13.12.2015 21:22 baygu
"yazı kaynağı" diye linki vermek yeterli iken sayfalar dolusu upuzun "kopyala yapıştır" entrylerin aslında hiç okunmadığı. "belki bir ara bakarım" diye favorileyenler dışında da kimsenin umurunda olmadığı gerçeği.

ufkunuz iki katına çıktı mı? çıkmadı çünkü yine aynısını yapanlar olacak.
59 14.02.2016 14:29 ~ 14:30 concerta
ufku iki katına çıkarmaz ama çok kişinin işine yarar:

sonu 5 ile biten bir sayının karesini almak isterseniz.

"a", onlar basamağındaki bir sayıyı temsil etmek üzere sayımız "a5" olsun.

a ile bir fazlasını (a+1) çarpın ve devamına da 25 yazın. o kadar.

örnek: 85 in karesi için

8x9= 72

sonuna 25 koy= 7225
bitti.
571 09.06.2016 14:40 ~ 14:44 scowl
mfö'nün eurovision'da bizi temsil ettiği diday diday day'ın aslında "did i die?" olduğunu öğrenmek.
65 03.01.2013 03:27 serious cat
chp'nin altı oklu logosunun 1933 yılında ismail hakkı tonguç tarafından çizildiği ve ispanyol falange partisinin 1934 yılında kurulduğu.

"hööee bakın cehape zihniyetinin loğosu da ispanyol faşik partinin logosundan arakmış" diye dezenformasyon yapınca ufkumuz çok açılıyor, evet.

(bkz: #40391947)
21 12.02.2014 21:37 ~ 22:02 barisunver
internetten bir soruya doğru cevabı almanın en iyi yolunun soru sormak değil, konu hakkında yanlış bir şey yazmak olması.

(bkz: cunningham's law)

wiki kavramını* bulan ward cunningham tarafından oluşturulan kanuna göre böyleymiş, her türlü forumda ve tabi ekşide de var olan bir şey tabi bu.

konuyla ilgili bişeyler:

http://www.todayifoundout.com/…ham-cunninghams-law/

bu da konuyla ilgili xkcd karikatürü:

http://xkcd.com/386/
201 20.12.2014 10:50 rezalet
doğa ve insanlara çok zararlı olan pet şişeler toplanmıyor da, neden kapakları toplanıyordu. bu mavi kapaklar çok mu kıymetli idi. hayır. pet şişe üreticileri, ürettikleri bu zararlı maddeyi toplamak ve dönüştürmekle yükümlü idiler. ama bunları toplamak, biriktirmek ve dönüştürmek hem masraflı hem de zordu. bu kadar zahmete girmektense, bürokrat ve politikacılarla kol kola girdiler ve bir çare buldular. pet şişe kapağını toplayan, aynı miktar şişeyi toplamış sayılacaktı. öyle ya, ellerinde kapak olduğuna göre, elbette şişesi de vardı !. peki bu kapaklar kime toplatılacaktı. burada ikinci bir oyun devreye girdi. 500 kilo kapak getirilmesi halinde, özürlülere bir adet tekerlekli iskemle verilecekti. böylece hayırsever halkımız, kandırılarak çöpçü gibi kullanıldı. tekerlekli iskemlede payımız olsun diye düşünen insanlar; ceplerine, çantalarına, ev ve iş yerlerine doldurdukları mavi kapakları, daha büyük toplama ünitelerine attılar. kapaklar buradan üreticiye gitti. üretici bu kapakları “çevre ve şehircilik bakanlığı’na” göstererek, aynı miktar pet şişe topladığını beyan etti. hem cezadan kurtuldu, hem de teşekkür aldı. oysa tek bir şişe bile toplanmamıştı. denizler, göller, akarsular, yollar, parklar, bahçeler pet şişeler ile dolmuştu ama ağızlarında tek bir kapak yoktu. üretici, fabrikatör-akıllı iş adamı, çakma piyasadan aldığı en ucuz ve sağlık için zararlı birkaç tekerlekli iskemleyi, basın huzurunda vererek bir övgü de buradan aldı. bu yazımız ardından çok yorum aldık: pek çok kişi, kullanıldıkları için üzgündü. üstelik bu kullanılmaya özürlüler de alet edildikleri için iki defa üzgündüler. bu şekilde bir kullanılmaya araç olarak kullanılan bürokrat ve siyasiler hakkında hiçbir işlem yapılmadığı için bir kez daha üzgündüler. kimbilir, nerede ve kaç defa daha kullanıldıklarını, aldatıldıklarını düşündükleri için de kızgındılar. ama bir kesim daha vardı ki, yazılanları ciddiye almıyor, inanmıyor ve eski görüşlerinde direniyorlardı. bu kişiler ya çok “iyi niyetli” ya da “niyetsiz”diler. işte bu yazı onlar için yazıldı; eski yönetmelik yürürlükten kaldırılarak, 24.8.2011 gün 28035 sayılı resmi gazete’de bir yönetmelik yayınlandı. adı “ambalaj atıklarının kontrolü yönetmeliği” idi. yeni yönetmeliğin 4. maddesinde “nelerin ambalaj ve nelerin ambalaj atığı” olduğunun “ek.1 sayılı cetvelde” gösterileceği yazılı idi. “ambalaj tanımına ilişkin örnekler” başlıklı ek:1 sayılı cetvelin, 1. maddesinde “ambalaj ve atık olarak kabul edilen maddeler” sayılmıştı. bunların arasında aynen şu madde vardı : “su, maden suyu, meyve suyu, şampuan, deterjan ve benzeri ambalajların kapakları” yani yalnızca “kapak” ibaresi vardı, kapağın ucunda olduğu şişelerin ismi geçmiyordu, yönetmelikten çıkarılmıştı. ve “kapak toplamak” yeterli idi. halkı kandırmak ve dümenini yürütmek bu kadar kolaydı. işte böyle yönetiliyor, böyle kandırılıyorduk. bu yazımız da hala ayılmayanlara “kapak olsun!”
prof. dr. b. gültekin çetiner

okuyunca baya ufuklandım.

edit: tamamen hayır amaçlı bu işe girişen, iyi niyetli insanların zan altında kalmaması gerekir. bu nedenle buradan bu tarz bir anlam çıkarılmamasını önemle rica ederim.
169 06.05.2015 17:15 ~ 17:53 fakirincebinekonankavurga
hiç kimsenin umurunda olamayan acı gerçeklerden ve istatistiklerden bahsedelim:
dakikada ortalama 1 sayfa, saatte 60 sayfadan haftada 3 gün okuyarak ortalama 180 sayfalık 1 kitabı bitirebilirsiniz. böyle devam ederseniz ayda ortalama 4, yılda 52 kitap yapar.
yani her yıl 365 saat kitap okursanız ömrünüzün 1/24ünü okumaya ayırmış olursunuz.
yani böylece yılda ortalama 2japon 5isveçli 7fransız ve 520 türk kadar kitap okumuş olursunuz.
bu durum ufkunuzu kaç katına çıkarır varın siz hesaplayın.
--
türkiyede 1 günde yaklaşık 5 saat tv seyredilirken koca bir yılda sadece 6 saat kitap okunuyor.

türkiyede kitap ihtiyaç maddeleri arasında 235. sıradadır.

japonya'da toplumun yüzde 14'ü, abd'de yüzde 12'si, ingiltere ve fransa'da yüzde 21'i düzenli kitap okurken, bizim ülkemizde sadece on binde bir kişi düzenli kitap okuyor.

türkiye'de okunan kitaplar genellikle siyaset, aşk, cinsellik üzerinedir.

japon yılda ortalama 25, isviçreli 10, fransız 7 kitap okurken, türkiye'de bir kişi on yılda bir kitap okuyor.

birleşmiş milletler araştırmasına göre kitap için norveçli 137, alman 122, belçikalı ve avustralyalı 100, güney koreli 39 dolar ayırıyor yılda. dünya ortalaması da 1,3 dolar. ülkemizde ise bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar yani 45 sent ayırabiliyor.

türkiye'de dergi okuma oranı yüzde 4, gazete okuma oranı yüzde 22, radyo dinleme oranı yüzde 24, televizyon izleme oranı yüzde 95 tir.

japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. türkiye’de sadece 23 milyon kitap basılıyor.

abd ‘ de yılda 72 bin adet konusu farklı kitap basılırken (72 bin farklı model gibi), rusya’da 58 bin . japonya’da 27 bin, türkiye’de ise 7 bin kitap basılıyor.

birleşmiş milletler'in insani gelişim raporunda ülkeler kitap okuma oranına göre sıraya dizilmiş. türkiye, malezya, libya ve ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86'ıncı sıradadır.

dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada yer almaktadır.

bir fin atasözü ise, kütüphaneler demokrasinin kalesidir der.

saygılar.

edit: en çok sorulan soru kaynak nedir oldu ? kaynak internet, dolayısıyla hiçbir veriyi doğrulayamam, birbirini yalanlayan onlarca veri var. ancak tuik ve ıpa verilerini dikkate alabilirsiniz. ayrıca verilerin 3 aşağı 5 yukarı olması okumayan bir toplum olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
şunu da eklemek lazım, bunlar bandlollü kitaplar, ülkemizde korsan kitap gerçeği de var.
2014 yılında kitap için 344.405.399 bandrol satılırken bunların 216.698.371 tanesi ücretsiz olarak ilk ve orta öğretim örencilerine dağıtıldı.
üretilen kitapların çok büyük bölümünü eğitim kitapları oluşturuyor.
1. eğitim kitapları (%71)
2. yetişkin kurgu dışı ()
3. inanç (%9)
4. çocuk-ilk gençlik (%5)
5. yetişkin kurgu (%3)
6. akademik yayınlar (%1)

edit2: türkiye'de 1965 yılından bu yana üniversite mezunu sayısı 15 katına çıkarken okuma oranı %10 azalmış.
436 22.08.2016 00:24 ~ 15:25 filimadam
(bkz: kızların da kol gibi sıçabileceğine şahit olmak)
201 16.12.2010 01:22 ~ 01:22 3 atli 7 katli
askeri rütbelerin anlamları.

orgeneral- ordu komutanı
korgerenal - kolordu komutanı
tümgeneral - tümen komutanı
tuğgeneral - tugay komutanı
albay - alay komutanı
60 07.01.2014 06:39 ~ 08:48 iyotsuz tuz
iyyaaheee iyyaaheeee'nin aslında in your head in your head olduğu.

the cranberries : zombie
35 30.01.2011 02:23 okurumokursunokur
word'de bir metni tarayıp shift+f3'e basarsanız metin küçük harfle yazılmış ise büyük harfe, büyük harfle yazılmış ise küçük harfe çeviriyor oluşu.

an itibariyle hayatıma 1 saat eklemiştir.

edit: "macintosh daki wordde ise fn+shift+f3 tür aynı işlem. ıssız adaya düşersen ve sadece mac olursa bulduğun, anıları yazarken falan..."*
249 18.12.2012 01:23 ~ 24.06.2014 01:54 nargile
istanbulun işgali sırasında ingilizlerin kütüphanelerimizi yağmalaması. ama topkapı sarayın da bulunan kaşıkçı elması gibi görünürde değerli şeylere dokunmaması. asıl değerli şeylerin bu kütüphaneler ve yüzlerce yıllık bilimsel çalışmalar ve birikimler olması. ingiliz casusların istanbul da cirit attığı dönemde yunan matematikçi arşimet'in ( m.ö.287-212 ) metot adlı bir çalışmasının bulunması ve indiragandi yapılması. arşimetin bu çalışmasında , geometrik şekilleri tartılabilen ve birbirleriyle dengelenen cisimler gibi kabul ederek bazı matematik teoremlerinin mekanik yolla çözülebileceğini göstermesi. thomas henry huxley ( darwinin panpası ) ve james sylvester'in iki anatomist olması. homolog ( benzeşik , türdeş ) yapılar* dedikleri görünüşte farklı olmakla birlikte aynı yapıyı gösteren vücut bölümlerini incelemek için tanımladıkları bu terimin kendilerinden yüz yıllar evvel arşimetin bu ( metot isimli çalışma ) çalışmasın da incelemiş olması. her iki bilim adamının bundan haberdar dahi olmadan göçüp gitmesi. ama sonuçta homolog yapıların matematiğin ana konularından biri haline gelmesi. david wellsin tüm bunları anlatıp arşimetin bahsi geçen metot isimli çalışmadan bir kaç örneği çizdiği şekilde kitap haline getirmesi. benim satın almam. tüm bunları okumam. noluyor lan demem.



Kaynak: Çoğunlukla Ekşisözlük ve Wikipedia